2010 Güney Amerika - South America
Perşembe, Ocak 1, 1970, 00:00
266 PANAMA DAN KOLOMBIYA YA NASIL GECILIR?
26 Aralik 2009 Cumartesi
Motosikleti ve onumdeki 12 gun icerisinde kullanmayacagim esyalarimi gemi
ile Kolombiya nin Kuzey inde, Caribbean sahilindeki Cartagena sehrine
ulastirilmak uzere konteynira kapattiktan sonra, Kolombiya ya 13,5m lik bir
yelkenli ile 6 gunluk bir tur alarak gecmeye karar verdim. Yola cikmadan
bir onceki aksam teknenin kaptani tanismak ve sorularimizi cevaplamak icin
kaldigimiz yere geldi. Toplam 8 kisiydik ancak sorular o kadar buyumeye
basladi ki yarim saatlik sohbet iki saati asti. Teknede dus alabilecek
miyiz? Deniz tutmasi icin neler onerilir? Yiyip icmek icin yanimiza neler
almaliyiz?.... Alman arkadaslardan biri internet var mi diye sorana kadar
sorular ve cevaplar devam etti. Bu son soruyu duyan kaptan sohbete son
vermeye karar verdi!
17 Aralik 2009 sabah 05:30 da Panama sehir merkesindeki Zuly's Hostel den
buyukce ve luks bir arazi araci ile Carti ye dogru yola ciktik. Panama -
Carti arasi ulasim icin tekne ucretinden ayri olarak talep edilen bedeli
biraz fazla bulup daha mutavazi bir arac organize edilebilirdi diye
dusunmustum ancak yaklasik 2 saatlik asfalt yol bittikten sonra dusuncem
degisti. Bir sure neredeyse kuru sayilabilecek toprak bir yolda devam
ettikten sonra sert camurlu bir yola geldik. Bu camurlu yolda da inatla
hizini dusurmeyen sofor yagmur baslayinca nasil olduysa yavas surmeye
basladi. Hep sehir isin uretildigini dusundugum luks arazi araclarinin
arazi performansini merak ederdim. Tahmin ettigimden cok daha iyiymis. Bir
taraftan bunlari dusunup diger taraftan cevredeki yogun yemyesil bitki
ortusunun tadini cikarmaya calisiyordum; bazen yolcu olmak da guzelmis.
Derken yol bitti ve bir akarsuyun kenarinda durduk. Sofor fotograf
makinalarinizi cikarin dedi ve paldir kuldur suyun icine daldi. Daha
fotograf makinami cikarmadan yaklasik 1m derinliginde ve 20m genisligindeki
suyu hemencecik geciverdik. Suyu gectikten hemen sonra dik ve sert bir
yokusa geldigimizde tamam artik burada kaldik dedim kendi kendime ama sofor
gaz kesmeden evam etti ve orada Japon larin arazi araclarina saygim biraz
artti. Toplam 4,5 - 5 saatlik bir yolculuktan sonra San Blas in Carti
havaalanina vardik. Havaalani deyince akliniza buyuk birsey gelmesin. 10-15
kisilik kucuk yolcu ucaklarinin inmesi icin duz sayilabilecek kisacik beton
bir pist, ruzgarin yonunu gormek icin bir diregin ustune takilmis pervaneli
kucuk bir alet (adi nedir onlarin bilemedim)...
Pistin uzerinden surup kenarindaki barakanin onunde durdu sofor ve son durak deyip aracin ust bagajindan cantalarimizi indirmeye basladi. Son durak ilginc bir yerdi.
Havaalani, otobus terminali ve liman (!) ic ice ve bir arada. Otobusler 4
ceker kamyonetler ve arazi araclari, ucaklar kucuk dolmus ucaklar, tekneler
ise deniz icin degil de sanki akarsular icin yapilmis uzun ve ince kucuk
sandallar olmus burada... Hemen hemen herkes barakanin onundeki golgelikte
toplanmis. Cuval ve cantlarina doldurduklari alis-verisleri ile adalarina
donmek icin sandal bekleyen Kuna lar, adalarindan gelip alis veris icin
yakin yerlesim yerlerine ulasmak uzere arac bekleyen Kuna lar ve benim gibi
sasirip kalmis bir kac gezgin. Ortalikta hic ucak yolcusu gozukmuyordu;
haftada 1, bazen 2 defa ucak geliyormus. Milli park sayilan bolgeden gecmek
icin yaptigimiz odeme gibi, jip duragindan limana ulasmak icin havaalani
barakasindan gecmek icin de bir miktar odeme yapmak gerekiyormus.
Karsiliginda belge verilmeyen bu ucretler sadece turistlerden aliniyor
tabiki. Duraktan 5 adim atip havaalani barakasina girip pasa pasa
odemelerimizi yapip 7 adim atip limana gecerek dolmus kayigimiza bindik.
Once hafif dalgali bir denizde kisa sureli bir yolculukla kucuk bir adaya
iki Kuna liyi biraktik, oradan binen kucuk bir cocugu baska bir adaya
biraktik, biraz daha gittikten sonra dalgalar buyumeye basladi. Uzerinde
daha cok ev olan (palmiye agaclarindan yapilmis barakalar) baska bir adaya
inip bir kac saat bekledikten sonra baska bir kayikla gelen bir kac kisiyi
de alip tekrar denize ciktik.
Bu sefer cantalarimizin ustu genisce bir
branda ile ortuldu. Neden acaba diye dusunurken adanin Kuzey Dogu tarafina
gectigimizde cevabi buldum. Meger bu adanin arkasinda buyuk dalgalar bizi
bekliyormus. Ilk once kayigin devrilmesinden korkmaya basladim, gelen
dalgalardan islandikca ha kayigin icinde ha disinda farketmez sirilsiklam
oldum zaten demeye basladim, biraz daha sonra gunes yakmaya baslayinca
iyiki dalgalar geliyor yoksa sicaktan kavrulacaktim diye dusunmeye
basladim. Derken sallantidan deniz tutmaya basladi...ve nihayetinde,
anladigim kadariyla Portekizce de hafifmesrep anlamina gelen Sacanagen
isimli teknemize vardik. Ne gerek vardi bu kadar zorluga? Kaptan su tekneyi
Colon da limana baglamis olsaydi, biz de pasa pasa yorulmadan islanmadan
kusmadan biniverseydik! Daha sonra ortaya cikti sebebi; tekne ve yolcularin
guvenligi icin hemen hemen tum kaptanlar Colon u degil, Portobelo yada San
Blas adalarini tercih ediyorlarmis.
Toplanti aksami soyledigi gibi kaptan bizden daha sonra geldi tekneye.
Tekne kullanim ve guvenlik talimatlarini anlatip kamaralarimiza
yerlestirdi. Teknede terlik yada ayakkabi giymek yok, tuvalet kullanimdan
sonra kucuk icin 10, buyuk icin 20 pompa yapilacak, cam bardak yada sise
kullanmak yasak, kusmak isteyenler teknenin arka kismini kullanacak
lavabolara kusulmayacak, cikilan adalarda hindistan cevizlerine
dokunulmayacak, kagit dahil organik copler denize digerleri cok torbasina,
teknede marijuana icilmeyecek yaninda getiren varsa hemen denize atilacak;
Kolombiya deniz polisi kontrol edebilir...
Gec ogle yemegimizi yemek icin yelkenlinin kucuk sisme botuyla
Porvenir adasina ciktik ve Panama dan cikis islemlerimizi tamamladik.
Pasaportun her sayfasinin para oldugunu ve tum koselerinin kullanilmasinin
iyi bir sey oldugunu, kaseyi ilk bulduklari bos sayfanin ortasina degil de
giris kasesinin basildigi sayfanin uygun bir kenarina basmalarinin hayirli
bir is olacagini, birisinin bu gorevlilere anlatmasi gerekiyor. Yoksa
seyahat bitmeden yine sayfalari bitecek pasaportumun.
Ilk gun sadece bir kac saat yol alip, daha once filmlerde ve fotograflarda
gordugum ruya adalardan birinin kuytusunda demir attik. Adalar tek kelime
ile muhtesem, cennet boyle bir yer herhalde diye dusunduruyor insana.
Beyaza yakin bir kum, masmavi bir deniz, yemyesil palmiye
agaclari...Kafanizi ceviriyorsunuz diger tarafta kucucuk bir ada uzerinde
bir tek palmiya agaci... Adalardan bazilarinda yasayan insanlar var,
bazilarinda neredeyse sadece bir aile yasiyor... Kucuk bir kayiklari,
palmiye agaclarindan yapilmis evleri, etrafta kosturan birkac cocuk...
Ikinci gun sabah kahvaltisindan sonra ilk gun aldigimizdan biraz daha fazla
yol aldik, aksam uzerine dogru baska bir cennet adasi yakininda demirleyip
kaldik. Sabah, ogle ve aksam yemekleri kaptan ve yardimcisi tarafindan
hazirlaniyor, bir yerde durdugumuzda bazen adalarda yasayan insanlar gelip
balik, deniz urunleri ve el isi kiyafetler, hediyelik esyalar satiyorlar.
Dorduncu gunde gece dahil, 24 saat araliksiz yol alarak Zapzurro adinda,
karayolu olmayan Kolombiya nin kucucuk bir sahil koyunun koyuna vardik.
Sisme botla karaya cikip yaklasik iki saatlik bir orman yuruyusu sonrasinda
yine karayolu baglantisi olmayan Capurgana ya vardik. Capurgana da, denizde
surat motorlari ile Capurgana sokaklarinda ise yaya olarak dolasan onca
polise ragmen marijuana kullanimi oldukca yaygin. Kaptan dan ogreniyoruz
polis icenlere bazen karismiyormus, sadece ticaretini yapanlarin
pesindeymisler.
Capurgana daki imigracion ofisinde Brezilya li kaptan, Kolombiyali
yardimcisi, Isvicreli, Alman, Israil li ve Hollanda li arkadasim dakika
bile surmeyen islemlerini yapip Kolombiya giris damgalarini aldilar.
Turkiye li bendeniz ise bir sure beklemek durumunda kaldim. Daha once
Honduras - Nicaragua gecisinde de oldugu gibi burada da, gorevliler
ulkelerinin TC vatandaslarindan vize isteyip istemedigini ellerindeki
dokumanlardan bulamadilar. Gelmeden arastirdigimi, Kolombiya icin vize
almam gerekmedigini anlatsam da ise yaramadi. Once bir yere telefon acip
sordular, sonra baska bir yeri arayip geri aramalarini beklediler. Cevap
gelmesini beklerken Capurgana sokaklarinda biraz dolasip birseyler ictik.
Imigracion ofisine dondugumde hala cevap gelmemisti. Elektrikler kesik
oldugu icin birisi arka bahceye cikip jeneratoru calistirdi, sonra
bilgisayari acip uzun uzun aradilar...ve sonunda buldular :) 60 gunluk
kalis icin gerekli giris kasesini bastilar pasaportuma.
Orman yuruyusunde herkesin yorulup tukendigini goren kaptan hizli bir bot
kiralayarak tekneye donmeye karar verdi. Power boat dedikleri bot gercekten
hizliydi, motoru cok gucluydu ancak kayigin kendisi o kadar hiza nasil
dayanabiliyor hayret ettim, korku filmi izlemek gibiydi.
Zapzurro daha once gordugum sinir gecislerinden cok farkliydi. Panama
tarafinda La Miel adinda kucucuk bir koy, Kolombiya tarafinda ise biraz
daha buyukcene Zapzurro. Zapzurro nun icinden yarim saatlik bir patika
yuruyusu ile bir tepeye cikiyorsunuz, bu tepenin arkasi La Miel, Panama.
Tepede hic bir tel, duvar vb. sinir yok, bir barakanin icinde kendinden
vazgecmis bir asker oturuyor. Konusmaya bile hali olmayan askercik bu
patika sinir gecisinden gecmek isteyen olursa onundeki deftere bilgilerini
yazip pasaport islemlerini yapmasi icin Capurgana ya gonderiyormus
gelenleri.
Zapzurro dan Cartagena ya varmak icin yine kesintisiz 36 saat yolculuk
yaptik. Deniz biraz daha sert, dalgalar daha buyuktu. Ayaklarimin altinda
hareket etmeyen birseyi, kucuk de olsa bir kara parcasini hic bu kadar
ozledigimi hatirlamiyorum. Sabah erken saatlerde Cartagena limanina
vardigimizda neredeyse diz cokup topragi opecektim.
Deniz yolculugunu, Aralik ayinda sicaktan ve gunesten bunalarak Caribbean da bir yelkenli ile seyahat etmeyi sevmedim dersem yalan olur. Zorluklarina ragmen bir daha
Kolombiya - Panama arasinda seyahat etmem gerekirse yine ucagi degil, biraz
daha yuksek fiyatli olmasina ragmen deniz yolculugunu tercih ederim.
Birkac gundur Kuzey Kolombiya da Bolivar eyaletinde, Lonely Planet a gore
1,1 milyon bana gore cok daha fazla nufusu olan Cartagena sehrindeyim.
Sadece yabanci turistlerin degil, Kolombiya lilarin da tatil icin
geldikleri bir yer burasi. Christmas da en buyuk tatillerden biri :)
Panama da kapattigimiz konteynir i tasiyan gemi buraya vardi ancak
Christmas tatili sebebi ile onumuzdeki hafta gumruk islemlerini tamamlayip
Gullu ye kavusabilecegim. Yol arkadasimi beklerken de burada baska
arkadaslar edinip guzel vakit geciriyorum.
Simdi bu adam kimdir? Sen bu adamla neden fotograf cektirip buraya koyuyorsun diyeceksiniz! Kolombiyali bu adam fotograftan da anlasilacagi gibi kolye boncuk gibi birseyler satan neseli biri. Cartagena sokaklarinda Israil li ve Isvicre li iki arkadasimla birlikte dolasirken birseyler satmak icin bir iki laf atip sohbet acmaya calisiyordu. Agzimi bile acmamistim ki sen Turkiye densin dedi! Sasirmamak elde mi :) Nerden anladin kac Turk gordun burada derken, diger iki arkadasimin da ulkelerini soylemez mi...
Daha once hic Christmas kutlamamistim... Kolombiya da bu ilki de yasamak varmis!
Turkiye de havalar biraz serinlemis galiba; burada hala 30 un altina
inmiyor...
Iyi seneler!
278 KOLOMBIYA DAN NEDEN KACTIM?
9 Ocak 2010 Cumartesi
Cunku su ana kadar bulundugum ulkeler arasinda en tehlikeli buldugum yer Kolombiya! Bu ulkeyi ziyaret etmeyi dusunuyorsaniz sapkanizi masaya cikarip bir defa daha tum hayatinizi ve planlarinizi gozden gecirin ve gercekten yapmak istediginiz seyin risklerinin bilincinde olun derim. Ozellikle bekarsaniz : ) Bu sadece nacizane onerim, tabiki karar sizin. Bir ara buraya nasil yerlesirim, kendime burada nasil bir hayat kurabilirim diye dusunmeye baslamistim... neyse ki zor da olsa kacip yakayi kurtardim!
Kuzeyde ve ozellikle Venezuella ya yakin kisimlarda siyah ve beyaz insanin karisimi ile ortaya cikmis guzel bir nesil, orta kesimlerde biraz daha beyazi baskin, uzun boylu ve bakimli neredeyse muhtesem Kolombiya li bayanlar! Guzellikleri sadece dis gorunumlerinde ve kendilerine guvenlerinden kaynaklanan rahatliklarinda degil... samimi, sicak kanli, cana yakin ve sevimli tavirlarinda. Kolombiya Dunya kokain pazarinin %80 ine sahip olmasi (Lonely Planet a gore), Dunya nin en yuksek kaliteli ve ucuz kokaininin bu ulkede uretiliyor ve satiliyor olmasinin bu guzelliklerle herhangi bir baglantisi var mi bilemedim ama buyuk sehirlerdeki eglence yerlerinde surekli burunlarini cekip duran ve surekli burunlari ile oynayan enerji dolu ve mutlu insanlar gormek mumkun.
Cali ve Medellin plastik ve estetik cerrahisinin yogun kullanildigi sehirler. Aslinda bu yasima kadar dogal olmayan seylere karsiydim ancak bu siralar neden olmasin diye dusunuyorum... (kusura bakmayin herseyin fotografi cekilemiyor her zaman).
Cartagena gercekten soylenildigi gibi romantik bir sehir. Sokaklarinda kaybolmaya calisarak dolasmaya doyum olmuyor.
Daglari ve dag koyleri anlatilmasi cok zor guzellikte ve bakir...
Chiva otobusleri ve dag koylerine ulasim saglayan eski arazi araclarini hala yollarda gormek mumkun. Yeni ve modern araclar cogunlukta olsa da ilginc olmadigi icin fotograf cekmeye gerek yok...
Mobil telefoncular (dakikasi yaklasik 0,15TL ye geliyor), casinolar ve hemen hemen her kose basindaki kucuk bakkal da bile bulunan kumar makinalari, meyve saticilari gunluk yasamda sikca karsilasilanlardan...
Salsateca lari (salsa dans yapilan eglence yerleri) ile meshur Cali icin ne demeliyim acaba? ... gelin, kendinize 2 aksam verin ve yasayip gorun! Savas sen ne anlarsin salsadan diyenleri duyar gibiyim, Ben de bilmiyordum vallahi; sasirdim, anliyormusum!
Tam bunlardan kacip Ekvador sinirina dogru yaklasiyordum ki Pasto da Siyahlarin ve Beyazlarin karnavali na yakalandim.
Sehire yaklasirken once su atmaya basladilar yol kenarindakiler, daha sonra toz boya ve sehire girdigimin neredeyse yedinci dakikasinda her tarafim tozboya, su ile yikanabilen yagliboya ve sprey kopuk ile kaplanmisti.
Bu sehiri ve otomobilleri nasil temizleyecekler bilmiyorum. Boyle bir karnaval Turkiye de yapilsa nasil olurdu acaba diye dusunmekten alamadim kendimi!
Meksika ya girmden domuz gribi icin kullanirim dusuncesiyle aldigim maskeler burada ise yaradi...
283 KIM DEMIS OZLEMEDIGIMI!
14 Ocak 2010 Persembe
Ozledim tabi ki ozlemez olur muyum!
Her ne kadar Ekvador un 'muz ormanlari' nda motosiklet kullanmaktan mutlu olsam da...
Ozlenmez mi Istanbul? Ozlenmez mi Turkiyem? Neredeyse 9,5 aydir uzaktayim 'memleket' imden, arkadaslarimdan, sevdiklerimden ve motosikletim Karakacan dan. Dost sohbetlerini, anilarimin oldugu sokaklarda dolasmayi, keyifli paylasimlarla yedigim ictigim yerleri... hatta kalabaligini kirliligini... inanmayacaksiniz ama kopru trafigini bile ozledim.
Aksam ustu serinliginde Kuzguncuk ta Ismet Babanin Yerine oturup yesil uzum rakisi ile birlikte lezzetli mezelerinden atistirmak, Pazar ogle saatlerine dogru Yenikoy Emek Café de balli kaymakli uzun bir kahvalti... Beyoglu nda Inci den ayak ustu bir profiterol, Asmalimescit in dar ve kalabalik sokaklarinda balik, Mandabatmaz da orta sekerli bir Turk kahvesi, Babylon da Mercan Dede konseri, aksam eve donmeden Sampiyondan bir zumkuful ustune ceyrek ekmek kokorec... yetmez ise ustune meydanda Kizilkayalardan iki tane islak hamburger... Marmaris bufenin dilli kasarli tostu, hafta ici erken saatte Besiktas carsida kaymak, sut ve zeytinle sopa yemeden bir sabah kahvaltisi, Karakoy kat otoparkinin altindaki Gulluoglu ndan mis gibi baklava yaninda guzel demlenmis bir bardak cay... Yagmursuz bir sonbahar aksam uzerinde Buyukada da Aya Yorgi nin dibinde izgara sucuk ve ev yapimi kirmizi sarap, Cihangir Doga Balik ta doya doya Istanbul manzarali balik raki keyifi... Gelik te kuyu kebabi, kunefe... Sirkeci de han araligindaki 'deli cig kofteci' den iki marul arasina bol limonlu cig kofte...
Kilisin kaymakli katmeri, Adana Yuz Evler kebapcisinin naneli salatasi ve kebaplari, Gaziantep meydandaki Umit donerin esmer pilavli bol tereyagli doneri, Antalya Kas ta Mercan da raki balik ustune Mavi de gec saatlere kadar kaliteli muzik esliginde Efes bira... Bodrum Yalikavak Koftecisinden 1.5 izgara kofte, Gumusluk koyunda agir agir bir aksam yemegi sonrasinda Kule Dibi ve Adamik... Izmir de Topcunun yerinde cop sis, Cesme de Kumrucu Huseyinden bol mayonezli iki kumru ustune otelin karsisindan damla sakizli muhallebi... Dalyan koyunda raki sohbetleri, aksam uzeri Alacati sokaklarinda piyasa... Kalkan da fenerin dibinde adacayi, Dalyan da Iztuzu nda pancar motorlu teknelerle kaplumbagalarla sabah kahvaltisi aaaahh ahh... daha neler neler... Hay Allah... ben bu kadar ickiyi seviyor muydum yahu : )
Peru daki ilk gecemden sevgilerle!
292 MACHUPICCHU
23 Ocak 2010 Cumartesi
Hani bazi duygular vardir, kelimelerle ifade etmeye calistiginizda degerlerini kaybederler, basitlesirler... Bir de bakarsinizki agzinizdan cikanlarla, icinizde derinliklerinizde hissettikleriniz arasinda uzaktan yakindan hic bir alaka yok! Bu sebeple Machupicchu da hissettiklerimi anlatmaya calismayacagim, sadece cok farkli ve guzel bir enerjisi oldugunu soyleyebilirim.
Ebru ve Seniz MP da kulaklarinizi bol bol cinlattim!
Machupicchu ya ulasmak biraz zahmetli oldu. Guney yarimkurede yaz mevsimi yasanmasina ragmen Cusco ve cevresinde bu siralar yagisli mevsim ve malum 3.300m yukseklikte hava biraz serin oluyor. Sehire ulastiktan sonra hem biraz sosyallesmek hem de yuksek irtifa hastaliginin risklerinden sakinmak icin Machupicchu ya bir tura katilarak gitmeye karar verdim. Sabah saat 8 olmadan 13 kisilik bir aracla Arjantin ve Chile den gelen neseli insanlarla birlikte yola ciktik.
Bir kac mola ve bol virajli dag yollarinda 7 saatlik bir yolculuktan sonra yaklasik 1 saatlik bir tren yolculugu yaparak Agua Caliente ye vardik. Geceyi orada gecirdikten sonra sabah saat 4 civarinda serin, sisli, karanlik ve yagmurlu bir havada 2 saatlik bir tirmanisla Machupicchu ya vardik. Agua Caliente den MP ya kisa bir minibus yolculugu ile de ulasilabiliyor ancak dogayi hissetmek icin gruptaki diger arkadaslarla birlikte yurumeyi tercih etmistik. Neredeyse insani canindan bezdiren bu 2 saatlik tirmanisi sanirim uzunca bir sure unutmayacagim.
Iyi de Savas Kolombiya dan MP ya nasil atladin, bu arada neler oldu? diyeceksiniz simdi... Kisaca anlatmaya calisayim...
Shakira nin memleketi canim Kolombiya dan sonra Ekvador biraz ilginc geldi tabiki... Kendine has farkli guzellikleri olan bir ulke Ekvador. El Salvador ve Panama da da oldugu gibi burada da Amerikan Dolari kullaniliyor; bu ulkeler kendi paralarini basmayi ve kullanmayi birakmislar! Gunluk hayatta Dolar kullaniliyorsa pahalidir bu ulkeler diye dusunmeyin. Ozellikle Ekvador da hersey cok ucuz. Bir kac ornek vereyim 1galon (yaklasik 4 lt) benzin 1,48 USD, sehir disinda ortalama bir ogle yemegi 2 USD, baskent Quito da sac trasi 1 USD!
2800m yukseklikteki Quito nun tarihi sehir merkezi yeni sehir merkezinden cok farkli. Istanbul da Sultanahmet ve Levent gibi. Gezilecek, gorulecek, tadilacak cok fazla seyi var.
Sehri cevreleyen yuksek daglardan, teleferik ile cikilan 4100m yukseklikteki tepeden bir taraftan boylu boyunca onunuzde uzanan sehri diger taraftan dumanlari tuten volkani gorebiliyorsunuz.
Yeterli zaman olmadigi icin (yanlis hatirlamiyorsam yaklasik 1 ay beklemem gerekecekti ve vizenin gecerlilik suresi sadece 3 aydi) Turkiye den ayrilmadan alamadigim Peru vizesini Los Angeles dan almaya calistigimda, konsolosluk gorevlisi tum israrlarima ragmen Turkiye den baska bir yerden vize almamin imkansiz oldugu soylenmisti. Sansimi Panama da tekrar denemis ve benzer bir yanit almistim. Ekvador da Quito daki Peru konsoloslugunda, ozenerek hazirladigim detayli bir sunum dosyasi ve gerekli belgelerle 45 gunluk vizemi toplam 4 gunde 30USD ye aldim (hatirladigim kadariyla Turkiye de 250 Euro). Vizeyi alamasaydim Peru yu Manaus uzerinden Brezilya Amazonlarindan gecemeye calisacak yada ucak kargo ile motosikleti Bolivya ya gonderip oradan devam edecektim.
Daha once Panama da tanistigim, tesadufen Kolombiya da tekrar karsilastigimiz motosikletli gezginlerle Quito da tekrar karsilastim. Ekvador un sisli daglarini birlikte asarak Peru ya birlikte girdik.
Peru nun Kuzey inden baskent Lima ya kadar sicaktan bunalarak ve colde bol bol kum yutarak geldik.
Lima, hakkinda pek de iyi seyler soylenmeyen buyuk ve karisik bir sehir. Sehirin girisinde yogun trafigin icinde cilgin taksi ve dolmus soforlerine yol vermemek icin altlarindaki kocaman eski kamyonlari bisiklet gibi suren soforlerden zorlukla kurtulup sehrin 'en iyi' semtlerinden biri olan Miraflores e ulastim.
Ulkenin kuzeyinde gordugum Peru ile Lima o kadar farkli ki sok olmamak elde degil. Hersey temiz, duzenli... tam bir Avrupa sehri havasinda Lima. Gece hayati Amsterdam i aratmayacak renklilikte... Lima li kizlar da oldukca iyi; neredeyse Kolombiya lilarin tirnaklari kadar olacaklar.
Lima dan sonra, milattan once 200 ile milattan sonra 700 yillari arasinda yapildigi tahmin edilen, yapilis nedeni ise hala anlasilamayan Nazca sekil ve cizgilerini gormek icin Nazca ya gittim. Yukseklik korkumun oldugunu unutup ruzgardan sallanan bir kuleye cikip birseyler gormeye calistim, yeteri kadar tatmin olmayinca ertesi sabah 5 kisilik bir ucak turuna katilip cizgileri ve sekilleri gordukten sonra bir daha bu kadar kucuk 'motorlu ucan bir seye' binmeyecegime yemin ettim.
Ucak turundan sonra Cuzco ya ulasmak yola ciktim ancak ayni gun Cuzco ya ulasmak kismet olmadi. Yol yapimi sebebi ile kontrollu gecislerde oldukca fazla zaman kaybettim, cok uzun olmasa da asfalt kapli olmayan tasli yolda hizimi oldukce dusurmek durumunda kaldim..derken ilk defa lastigim patladi...
Sansliydim, lastige biraz hava basarak kisa bir mesafeyi geri donup lastik tamircisinde lastigimi onartabildim. Bir kac saat daha sonra patlamis olsaydi tamiri kendim yapmak durumunda kalacaktim ve muhtemelen cok daha uzun surecekti.
Heyecanla yola devam edip hava kararmadan daha ne kadar yol alabilecegimi ve nereye ulasabilecegimi hesaplamaya calisirken hava sogumaya basladi ve biraz daha devam edince kar yagmaya basladi...
Hay Allah neler oluyor boyle! Hani Guney yarimkurede mevsim yazdi, kis Mart ayindan sonra basliyordu...
Neyse bu da gecer diyerek biraz useyerek de olsa yola devam ettim, ta ki yuksek irtifa hastaligi ile tanisana kadar!
Yuksek irtifa hastaligi da nedir?
Seyahate cikmadan once biraz arastirip okumus ne oldugunu ve etkilerini ogrenmistim. Kisaca, yuksek rakimlardaki basinc farkliliklari ve soludugumuz havanin icerisindeki gaz miktarlarinin ve ozellikle oksijenin vucudumuzun alisik oldugu karisimdan farkli olmasi sebebi ile vucudumuzun farkli tepkiler veriyor olmasi diyebiliriz. Farkli tepkiler bas donmesi, sinuslerde hafif bir agri, yorgunluk, soluk alamiyormus hissi, uyku ve konsantrasyon zorlugu. Bunlar da motosiklet kullanmak icin en gerekli olan seyler degil mi! Ilk basta 'bana birsey olmaz' diye dusunuyordum ancak bir kac virajdan sonra durumun ciddiyetini farketip durdum ve biraz uzanarak uyumaya calistim ancak gececek gibi degildi. Vertigom oldugu icin bas donmesi ile bir yere kadar bas edebiliyorum ancak diger etkilerle birlikte bu cok daha farkli ve gucluydu. Once cadirimi kurup oldugum yerde kalmayi dusundum, daha sonra gecen bos kamyonlardan birine motosikleti koyup asagiya inmeyi... En sonunda yavaslayarak yola devam etmeyi sectim. Ilk dag koyunde durup ilk coca cayimi icip coca yapragi cignedim.
Keske Nazca dan yola cikmadan alsaymisim biraz. Coca malumunuz kokain in hammaddesi, caliya benzer bir bitkinin kurutulmus yapraklari. Peru da coca yasal ve hemen hemen yerde cayini icebiliyor, satinalip cigneyebiliyorsunuz. Bir avucu dolduracak kadar coca yapragi yaklasik 35 cent USD! Cayi biraz sekerle birlikte hic de fena olmuyor ama cignemesi ilk basta pek keyifli degil. Agzinizda bir sure tutunca belli belirsiz bir uyusma hissediyorsunuz dilinizde ve dis etlerinizde ancak kesinlikle bir uyusturucu yada uyarici etkisi yok. Her derde deva sifali bir bitki aslinda; ozellikle yukseklik hastaligina birebir cozum! Bu arada fotograftaki karabiberligin konuyla bir iliskisi yoktur; nereden geldigi hakkinda ise hic bir fikrim yoktur...
GPS de bir ara 14.900 feet (yaklasik 4500 m) yuksekligi gordum. Bu yukseklik sadece bana degil Gullu ye de yaramadi pek tabi ki. Oksijen ve basinc azligindan gucten dustu ve calismasi farklilasti ancak yine de sorun olusturacak kadar etkilenmedi.
Hava karardiginda Abancay diye bir dag sehrine varabildim. Bir sonraki gun de Cuzco...
Simdi ilk defa birsey yapacagim...Asagidaki fotografta yer alan seyin ne oldugunu bilen, dogru cevabi ziyaretci defterine yazan yada mail ile gonderen ilk kisiye Subat ayi ikinci haftasinda, Patagonya da, penguenler ve buz daglari ile ic ice 3 gece 4 gunluk bir tatil! Havalimani kalinacak yerler arasinda motosikletle ulasim, konaklama ve yemekler odule dahildir.
Bolivya icin yarin sabah yola cikacagim birkac gun internet erisimim olmayabilir, talihliyi aciklamak biraz zaman alabilir!
Kazanan Talihli
3 Subat 2010 Carsamba
Suat CENGIZ!
Dogru cevap 'mezar' di. ne isin var mezarlikta demeyin ...Cuzco da gordum bu mezarligi cok renkli ve farkli geldigi icin girip ziyaret ettim :)
Sevgili Suat, maillestigimiz gibi gelebilirsen onumuzdeki hafta Santiago yada Chile nin guneyindeki herhangi bir sehirde gorusmek uzere... Amman fazla esya getirme; kask getirmeyi unutma :)
Bolivya yi bilahare anlatacagim...once su Chile yi biraz anliyayim...
305 NEREDE KALMISTIK...
7 Subat 2010 Pazar
...tamam simdi hatirladim; Kolombiya diyordum : )
Machupicchu dan Cuzco ya donus yolunda siddetli yagmur yagisinin sebep oldugu toprak kaymasi nedeniyle yaklasik 5-6 saat kadar yolun acilmasini bekledikten sonra gecenin yarisinda Cuzco ya varabildik.
Penceremden durmayan yagmuru bir gun daha izledikten sonra yagmur ve camuru goze alarak yola ciktim.
3812m yukseklike yer alan Titicaca golunun Peru tarafindaki kucuk sehri Puno da kurumaya calisarak bir gece gecirdikten sonra Copacabana uzerinden La Paz, Bolivya ya varabildim. Yagmur, soguk ve camur...
Titicaca golunun Bolivya tarafinda yol bitince golun karsi tarafina kucuk teknelerle geciliyor.
Bolivya cok cok ilginc bir ulke, hem hersey var hem hic bir sey yok! La Paz ve Sucre buyuk ve modern sehirleri. Bu sehirlerde herseyi bulabiliyorsunuz. Sokaklar, insanlar, araclar, restaurantlar 2010 yilinda. Bu sehirlerin disina cikinca bir kac on yil geriye gidiyorsunuz. Guney Amerika nin denize kiyisi olmayan, en yoksul ve egitim seviyesi en dusuk olan ulkesi. Yuzlerce yil farkli ulkeler tarafindan somurulen Bolivya sanki yeni yeni ayaga kalkmaya basliyor. Sadece Ispanyol larin Potosi den cikarip ulkelerine goturdukleri saf gumus 16 milyon kilo, saf altin ise 185 bin kilo...
Bazi yerlesim yerleri arasindaki akaryakit istasyonlarinda yakit bulamayinca normal degerinin iki katina icerisinde ne oldugunu bilmediginiz bidonlardan benzin almak durumunda kaliyorsunuz. Fiyat iki kati derken gozunuz korkmasin; hala Turkiye den ucuz.
Potosi sokaklarinda yururken etrafta ne kadar cok kopek var diye dusunmustum, sabah esyalarimi yuklerken de disk kilidi uzerine cisini yapan kopeklere soylenip durmustum. Kopeklerin intikami aci oluyormus; Sucre yolunda Bolivya li bir kopege carparak dustum. Kopek motosikletin altinda sikisti, motosikleti kaldirinca ayaga kalkip zigzaglar cizerek yuruyup gitti ancak durumu pek iyi gorunmuyordu, umarim olmemistir. Motosiklette bir kac kucuk cizik haricinde bir sey yok. Benim de sadece iki gun kadar sol ayak bilegim biraz agridi o kadar!
Sucre de biraz dinlenip esyalarimi kaldigim hostelin emanetine birakarak Ernesto Che Guavera nin olduruldugu koye, La Higuera ya gitmek icin yola ciktim. Honda da calistigim yillarda motosiklet pazarlama ve satis mudurlugu yapan degerli eski mudurum Enver DODANLI nin onerisi ile gittigim bu koyun yolu tahmin ettigimden uzun ve zorluydu.
Once asfalt yol bitti, sonra duzeltilmis stablize yol, daha sonra toprak yol bitti. Irili ufakli kac dere gectim hatirlamiyorum... Bazi yerler motocross parkuru gibi zorluydu.
Alvaro nun cizdigi yol tarifi olmasaydi belki hic bulamayacaktim La Higuera yi… Bolivya nin dag koylerinde insanlar hala Keshua denilen eski dillerini kullaniyorlar. Yasli insanlar hic Ispanyolca bilmiyor, neredeyse okula giden cocuklardan baska kimse Ispanyolca bilmiyor.
Donus yolunda ayni yerde tekrar karsilastik Alvaro yla, kucuk bir hatira fotografi.
5 saatte varirsin dedikleri koye ancak 10 saatte guclukle varabildim. Sikayetci degilim, son derece macerali ve keyifli bir surus sonrasinda ulastigim yer tum yorgunluguma degdi!
Bolivya da dikkatimi ceken, daha dogrusu ulkenin genel dokusuna pek uymayan iki sey vardi. Birincisi hemen hemen tum bayanlarin giydikleri sapkalar. Ispanyol larin biraktigi izlerden biri bu sapkalar. Dag basinda hayvanlarini otlatirken de, sehirde kose basinda birseyler satarken de baslarinda bu sapkalar var. Kiyafetlerine ve bulunduklari yerlere pek uymayan, 'komik'gelen sapkalar. Bir de basketbol sahalari... Pek cok koyde, belki hayatlarinda basketbol topu gormemis olan insanlarin yasadiklari toprak evlerin oldugu koylerde son derece muntazam beton basketbol sahalari...
Asfalt yola hasret kalip, camur yollarda 3-4 gun motosiklet kullanarak Salar de Uyuni uzerinden Sili ye gecis...Nasil de kisacik bir cumle ile geciverdim dag yollarinda yasadiklarimi : )
Motosikletinizin plakasi Bolivya yollarinda kopup duserse Sili ye nasil gecersiniz? Sili ye gectikten sonra trafik polisinin kontrollerinde derdinizi nasil anlatirsiniz? gelecek bolumde : )
314 Ushuaia, Tierra Del Fuego, Arjantin
15 Subat 2010 Pazartesi
Dunyanin dort bir yanindan bilim adamlarinin katildigi uluslararasi uzay sempozyumunda katilimcilar sirayla soz alirlar. Japon cok yakinda Uranus gezegenine gideceklerini soyler, Amerika li Mars a, Ingiliz Neptun e gideceklerini soyler... sira bizim Temel e gelir. Temel durur ve 'biz Gunese gidecegiz' der. Salonda buyuk bir sessizlik olur ve uzay dairesi baskani sorar 'Nasil gideceksiniz? 5.500 derece sicakliga dayanabilecek teknolojiniz nedir? Temel cevap verir 'cok basit...aksam serinliginde gidecegiz!'.... Ben de guney kutbuna, Antartika ya en yakin yere Ushuaia ya yaz sicaginda geldim ama donmak uzereyim...
Tierra Del Fuego da yagmursuz ve soguk guzel bir gun
318 El fin del Mundo
21 Subat 2010 Pazar
Ushuaia ya, Dunya nin sonu (fin del mundo) diyorlar... Dunya nin sonu falan oldugu yok aslinda sadece pazarlamasini iyi yapmislar : ) Ancak Antartika ya en yakin ve Dunya nin en guneyindeki sehri oldugu dogru.
Ilk girisimimde basarisiz olunca (!) Kasim ayinin ortasinda tekrar yola cikip, Los Angeles tan Ushuaia ya kadar yaklasik 21.000km yolu 3 ayda tamamlayarak 'Dunya nin sonu' na ulastim. Buraya ulasinca boyum uzamadi : ) ama biraz kilo verdim. Amac sadece Ushuaia ya ulasmak degil yolda olmakti...ABD, Meksika, Kuba, Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua, Kosta Rika, Panama, Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya, Sili ve sonunda Arjantin!
Yolda tanistigim insanlar, gorduklerim, yasadiklarim, tattiklarim... hepsi son derece keyifli ve hatirlanacak anlar.
Uc gundur Arjantin in Atlantik okyanusu kiyisindaki sehri Puerto Madryn deyim. Guney deki soguk biraz yormus beni, birkac gun tembellik yapip dinlenmek iyi geldi.
En son Bolivya dan Sili ye nasil gectigimi anlatiyordum... Bu arada soylemeden yapamayacagim Kolombiya acayip guzel bir ulke!
Toprak ve tas yolda ilerlerken bir sure sonra yavas ve dikkatli gitmekten sikiliyor insan. Hangi cukura gireyim hangisinden kacayim, yol kenarindaki su lamalardan biri yola cikarsa carpar miyim acaba, su buyuk cukura dusersem lastiklerim yarilir mi, bu virajin arkasindan yolu ortalamis bir kamyon cikar mi, micirlardan kayip su ucurumdan asagiya ucar miyim... endiselerini bir kenara birakip biraz risk alip gazi aciveriyorsunuz. Belirli bir yuksek hiza ulastiktan sonra kucuk ve orta boy cukurlara dusmuyor uzerinden ucuyorsunuz, buyukleri icin yapacak birsey yok paldir kuldur giriyorsunuz icine. On tekerlekten seken taslar motor korumasi ve ayaklariniza carparken, arka tekerlekten firlayanlar kenardan kenardan plakaya carpiyor ve bir sure sonra mola verdiginiz bir yerde motosikletin sagini solunu kontrol ederken fark ediyorsunuzki plakaniz Bolivya yollarinda kalmaya karar vermis. Geri donup aramak mi? Aklimdan bile gecirmedim!
Bu fotografi ceken Bolivya gumruk gorevlisi motosikletin cikis islemlerini yaparken plakaya bakmadi ama Sili gumruk memurlari daha titiz calisiyorlar. Sase numarasi, plaka... hersey kontrol ediliyor. Plakasi olmayan bir araci bir ulkeye sokmak da pek kolay olmuyor. Bir kagida numaralari yazip bantla yapistirayim dedim ama cozum onerimi pek begenmediler. Sinirdaki polis ofisine gonderip rapor tutturdular ve daha sonra islemlerimi tamamladilar. Sili icerisinde de Santiago ya kadar iki defa polis kontrolunde hikayemi bastan sonra muthis Ispanyolcamla anlatip polis memurlarini ikna etmem gerekti. Santiago da folyodan kestirip iki tane plaka yaptirdim... simdilik ise yariyor!
Sili nin Kuzey inde bana gore sadece col var! 400 yildir hic yagmurun yagmadigi, Dunya nin en kurak colu Atakama colunu gecmek gunler aliyor.
Allahtan yollar guzel ve zemin asfalt. Yuzlerce km gidiyorsunuz bir sehir cikiyor karsiniza...benzin alip bir seyler yiyip bir gece yatiyorsunuz ertesi gun yine yuzlerce km colde yol... Sili Dunya nin en zengin bakir madenlerine sahip. Pek cok yerde maden santiyelerinin biri bitiyor digeri basliyor.
Gunlerce colden sonra ulkenin baskenti Santiago cennet bahcesi gibi geliyor. Kocaman ve modern bir sehir... 2010 yilinin tum nimetlerinden faydalanmak mumkun...
Saga sola kosturan telasli sehir insanlari, sehir merkezindeki parkta satranc oynayanlar, bakimli ve sik giyimli bayanlarin servis yaptigi Hawai espresso barda gercek espresso!
Sehrin trafige kapali islek caddelerinden birinde birkac genc ellerinde 'Abrazos gratis' (kucaklasmak bedava) yazan bu kartonlari tutup gelip gecenle kucaklasiyorlardi. Havana da da benzer birsey gormustum ama ilgilenmemistim. Burada biraz ilgilenmeye karar verdim. Kenarda durup biraz izledim sonra gidip sordum nedir bu diye. Insanlarla kucaklasmak istedigini soyledi bu Sili li genc. Bunu anladim da neden kucaklasmak istiyordu? Sonunda kendini yalniz hissettiginde buraya gelip sokaktaki insanlarla kucaklasmanin iyi geldigini soyledi : ) Amerikan tarzi bir terapi yontemi sanirim.
Bu kadar sorup sorguladiktan sonra ben de kucaklastim adamla ne yapayim, bari bir katkim olsun dedim!
Lastik yenileyip yag degisimi ve bakimlari tamamlayip Guney e dogru devam...
Puerto Mont dan Chaiten e feribot bileti almak icin savasirken tanistim bu Ispanyol larla. Baba ogul 1 ayligina gelmisler Guney Amerikaya... Ushuaia hac yolculugunu yapip Barselona ya doneceklermis. Fotografta da goruldugu gibi tepeden tirnaga donanmislar. Kucuk bir hesap yaptim kendi kendime benim oglumla boyle bir seyahati yapma ihtimalim nedir diye : )
Sehrin 10km otesindeki Chaiten yanardagi yaklasik iki yil once aktif hale gecmis ve yagmurla birlikte tum sehir kuller icinde kalmis. Insanlar, araclar hatta evler bile denize akmis!
Venezuella dan baslayip 7000km Guney e dogru devam ederek Patagonya nin guneyinde sona eren And Daglari ni ve meshur Pan Amerikan yolunu geride birakip Sili nin doga harikasi parklari icerisinden Arjantin e gecis...
Arjantin e varmadan komsu ulkelerde tanistigim hemen hemen tum Arjantinli lerin elinde bu mate bardaklari ve kamislari vardi. Arjantin de ise herkesin bir elinde sicak su termosu diger elinde mate caylari var. Siniri gecer gecmez ayak ustu kisa bir sohbette hemen elime tutusturuverdiler mateyi. Fena degil guzel bir tadi var ama butun gun icilecek bir sey degil bence : )
Ruta 40 uzerinden biraz daha Guney e ilerletip, bir lastik patlagi ile Tierra del Fuego (ates topraklari) ya varis...
Oraya buraya etiket yapistiran sadece ben degilmisim : )
Penguenlerle tanismak parklardan birini ziyaret etmeye karar verdim. Asfalt yoldan yaklasik 30km lik bir toprak yola saparak gittikten sonra 3km yuruyerek penguenlerin yasadigi bir sahile ulastim. Tanismak ve sohbet etmek guzeldi guzel olmasina bir de donus yolunda yagmur baslamasaydi...
Iyi ezilmemis toprak yagmurla islandiginda acayip birsey cikiyor ortaya: yapiskan ve son derece kaygan bir yol. Kayip dusmemek icin mucadele ederken lastikler camurla kaplaniyor, debriyaj balatalarini yakmadan bu camurdan nasil cikarim diye dusunurken arka tekerlek sikisan camurla kilitleniyor ve oracikta kaliveriyorsunuz. Levent in Ralli Alistirmalari na katilmis gibi hissettim kendimi. Dusmeden, balatalari yakmadan 30km lik o yoldan nasil ciktigima hala inanamiyorum...
Bir de yuruyus yolunda cevredeki uyari yazilarindan biri... Karsiniza puma cikarsa nasil davranmaniz gerektigini bilmekte yarar var : )
Deniz aslanlari, deniz filleri, fok ve penguenler icin Puerto Madryn in Kuzey Dogu sundaki Pennisula yolu. Gidis donus 200km yumusak micir... bir daha mi?.. sanmiyorum : ) hem de iki kisi...
Turkiye de havalar nasil bu arada? Biz burada denize giriyoruz...
Kolombiya nasil Serdar? Bir hafta once battaniye gondereyim mi diye soruyordun : )
326 Guzel Havalar
27 Subat 2010 Cumartesi
Güzel Havalar
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan Veli Kanık
Adi Ispanyolca da guzel havalar anlamina gelen Buenos Aires in sokaklarinda dolasirken Orhan Veli Kanik in bu guzel siirini mirildanip duruyorum kendi kendime...Biraz daha kalirsam Buenos Aires de beni mahvedecek : )
Arjantin ve Buenos Aires deyince akliniza neler geliyor? Benim aklima tango, Arjantin in meshur kalin izgara etleri, Carlos Gardel ve Alpachino nun bas rolunde oynadigi Kadin Kokusu (Scent of a woman) fimlindeki tango sahnesi geliyor.
Mustafa Andic in "Dansin Muzigin ve Baskaldirinin Sesi Guney Amerika" adli kitabindan aynen aktariyorum:
'19.yuzyil boyunca Avrupa da dikis tutturamayan Italyan gocmenler, gemilere dolusup yeni dunyaya dogru yeni bir umut icin yelken acarlar. Is guc olmayinca da Buenos Aires Limani na yerlesirler ve "portenos" lara karisirlar (liman adamlari). Gelirken de yol boyunca ogrendikleri Kuba nin neseli sarkilarini, Brezilya ya Afrika dan gelen siyahlarin hareketli ritimlerini kapmislardir. Liman agzinda gitar esliginde sarki soylemeye, kufure, argoya, erkek erkege yasamaya alisirlar. Kadina hasret, terk ettikleri vatanlarina hasret. Cok gecmeden aralarina fahiseler dadanir. Toplumdan izole halde yasayan bu siradisi sokaklar bir sure sonra kendi yasam tarzini ortaya cikarir. Boylece gecen yuzyilin baslarinda Dunya 1. Cihan savasi ile bogusurken Latinlerin bu cografyalarinda tango filizlenmeye baslar.
Carlos Gardel den miras kalan, hafif egimli fotr sapkalar ve biryantinli saclari ile uzun yakali ceketle mutlaka sivri topuklu ayakkabi giymis hasin bakisli, hafif kulhanbeyi delikanlilar ile, yuksek topuklu ayakkabilari, vucuda giydirilen ama derin bir yirtmacla tum bacaklari mermer bir sutun gibi ortaya cikaran siyah dantelli etekler, gumus piriltilarin arasindan siyrilan disi bedenlerin birbirine dolandigi yeni bir dansti ortaya cikan. Bu goruntulere ilk kez taniklik eden insanlar 'iyi guzel de bu isi niye ayakta yapiyorlar ki?' demekten kendilerini alamazlar.
...Baslangicta limandaki barlarda, pavyonlarda, "asagi tabakanin" eglencesi olan tangolar, yavas yavas sehirde homurtulara yol acmaya baslamis. Koyu katolik olan Buenos Aires liler: kadin erkek birbirine yapisik bacaklar birbirinin arasinda kivrilan bedenlerin olusturdugu dansi "ahlaksizlik" diye reddetmeye calismislar....'
Uzatmayayim daha fazla...disari cikip 'guzel havlar'in tadini cikarayim biraz daha
333 Arjantin polisi, Paraguay ve Brezilya dan ilk izlenimler
5 Mart 2010 Cuma
Rio de Janerio ya, adini daha once hic duymadigim Paraguay in baskenti Asuncion uzerinden Iguazu selalerini de gorup gideyim dedim. Buenos Aires in tum guzelliklerine veda edip Kuzey e dogru ciktim. Ikinci gunde Paraguay sinira 100km mesafede Formosa diye sevimsiz bir sehirde kalip sabah erkenden yola koyuldum. Amacim ogle yemegini Asuncion da yemek, aksama da Brezilya sinirini gecip Foz do Iguacu ya varmakti. Sen misin boyle uzun plan yapan! Formosa cikisindaki polis kontrolunde gorevli memurlar nedendir bilinmez beni sevmediler... Herseyim tam ve eksiksiz olmasina ragmen evraklarimi alip anlamsizca 2 saat kadar kontrol noktasinda beklettiler. Peso mu dolar mi derken acik acik para istediler. Acapulco da Meksikali bir polis de kirmizi isikta gectigimi iddia edip dolayli olarak para istemisti. Sicak ve kalabalik sebebi ile yaklasik 15 dolarlik bir miktar parayi verip yola devam etmistik Tiffany ile. Sonra yaptigima pisman olmustum, durup mucadele etmeliydim! Bir sucum ve eksigim yokken neden suclu gibi davranayimki!
Bu sefer durup mucadele ettim. Eksik yada yanlis birseyimin olmadigini belgelerimi alip yoluma devam etmek istedigimi anlatmaya calisirken sanirim biraz canlarini siktim kontrol noktasindaki memurlarin. Ucuncu saate yaklasirken sivil giyimli uc polis memuru gelip beni sehirdeki polis merkezine davet ettiler : ) bu sefer deneyimliyim ya hemen kimliklerini gormek istedim... ciddi ciddi polislermis! Arjantin deki Turkiye konsoloslugunun telefon numarasini kayit etmistim ajandama; ilk once arayip durumu anlatmayi dusundum daha sonra cok seyin degismeyecegini dusunup ortam daha fazla gerilmesin diyerek aramaktan vazgectim.
Tahmin ediyorum bir 4 saat kadar polis merkezinde beklemek durumunda kaldim. Kimlik tespiti yapacaklarini, supheli davranislarim (!) sebebi ile beni biraz misafir edeceklerini soylediler. Sabikali gibi beyaz zeminli bir duvarin onunde fotografimi bile cektiler : ) Polis merkezinin avlusunda beklerken, gunes altinda kalan cantamin icerisindeki cikolatanin eriyecegini dusunerek disari cikip almak istedim. O zaman anladim ki avluda da olsa goz altindayim : ) disari cikmama izin vermediler... neyse daha sonra buzlu mate ikram edip biraz sohbet ettiler ama yarim gunum bosa gitti. Sebep mi? Yol kontrolundeki polise 5 - 10 dolar vermemek... Neyse boyle de bir anim olmus oldu...Sizlerle de paylasmak istedim...
Yukaridaki fotografta gorulen Arjantin de yol kenarindaki bir motel. Orta ve Guney Amerika da ozellikle sehir merkezlerinin disinda; hemen girisinde yada cikisinda, bunun gibi bir suru motel gorebiliyorsunuz. Benim bildigim Otel: seyahat edenlerin konaklamasi icin isletilen yerlerdir. Yol kenarinda olanlara, motorway den dolayi Motel, tatil icin gidilenlere de holiday den dolayi Hotel denir. Burada is baska... Aklinizda olsun bu tarafa yolunuz duserse konaklamak icin Motel lere gitmeyin.. neden mi? Burada motel ler insanlarin sevismek icin, saatle ucret odeyerek kullandiklari mekanlar. Genelde etrafi yuksek duvarlarla cevrili, giris ve cikis kapilari ayri ve buyuk... iceride her odanin altinda yuksek kapisi yada branda ortusu olan otoparklari var. Otoparktan kimseye gorunmeden odaya cikilabiliyor. Iceride olan araclar gorulmuyor...hersey sir olarak kaliyor yani : )
King Kong un haline bakar misiniz : )
Paraguay! Pek birsey anlamadim. Baskent Asuncion bombostu. Resmi tatilmis, her yer ama her yer kapaliydi... Koca sehirde bir sise su alacak bir dukkan bile acik olmaz mi yahu!
El Salvador ve Honduras da da akaryakit istasyonlarinda buradaki gibi uzun namlulu pompali tabancalar tasiyan guvenlik gorevlileri vardi heryerde. Bazi restaurantlarin ve marketlerin onunde, hatta bakkal cakkala dagitim yapan satici kamyonlarinda bile bu tur guvenlik gorevlileri vardi.
Paraguay in en guzel yani otoyollarin motosikletler icin ucretsiz olmasi... Brezilya da 600km lik bit guzargahta sadece bir oncelki gun 20 usd a yakin otoyol ucreti odedim...
Vee...Brezilya!
Gu gece Brezilya daki ucuncu gecem. Ilk izlenimlerim oldukca olumlu.. Kolombiya ozlemim biraz azalacak sanirim burada : )
Ihtisami fotograftan okunmuyor ancak gercekten soylendigi kadar varmis; Iguazu selaleleri harikaydi. Su sesi, kadin sesi ve para sesi insana ilham veren seslerden denir. Diger ikisini biliyordum ama su sesinin etkisini gercek anlamda burada hissettim. Ayrilasim gelmedi selalelerden. Tanistigim Ingiliz lerden biri, gok kusaginin dogdugu yer burasi diye ic gecirdi kahvemizi icerken.
Brezilya nin bu kadar gelismis, bu kadar herseyin yerli yerinde oldugu bir ulke oldugunu bilmezdim. Otoyollari, koyleri kasabalari, insanlari... hersey cok duzgun. Diger sehirlerini gormedim ancak gorduklerim gercekten son derece modern. Bir de su Portekizce cikmasaydi... ne guzel alismistim Ispanyolca ya...
2008 model Kawasaki KLR650 icin ACIL zincir on dislisi araniyor. Bugun Curitiba da ne kadar motosiklet parcasi satan yer varsa dolastim hic birinde bulamadim. Sevgili teknik danismanim Hakan SAVASER; ne diyorsun bu konuda?
347 Brezilya, Uruguay ve 'Guzel Havalar' a donus
18 Mart 2010 Persembe
Gel de simdi Brezilya yi anlat bakalim! Kisaca soyle soyliyeyim... Neredeyse Kolombiya nin Portekizce konusulan ve fiyatlarin biraz daha yuksek oldugu degisik bir versiyonu:)
Tasi topragi dogal guzellikleri bir yana bir yeri guzel yapan anlamli kilan insanlari bence. Cennet bahcesinde olsaniz ama orada yasayan insanlar size ve cevresine zarar veren insanlarsa tum diger guellikler onemini yitiriyor. Insanlar guzelse gerisine bir turlu zaman icerisinde alisiliyor...Bir iki ornek vereyim
Aku suyunu tamamlamak icin girdigim chopper motosiklet yapan Red Choppers daki bu guzel insanlar... Kaskimin arkasina air brush ile yapilan Curitiba hatirasi...
Karnaval sehri, cografya guzeli Rio de Janeiro nun guzelliklerini gormeme ve yasamama yardimci olan 'gercek Brezilya li' arkadasim Betania...
Yagmurlu bir aksamin gec saatlerinde Porto Alegre de akaryakit istasyonunda tanistigim, ayak ustu iki dakikalik sohbetimiz sonrasinda isini gucunu birakip kucuk kizi ile birlikte bana kalacak yer bulup bir de ustune ustluk konaklama ucretimi odeyen Emilsa Fernandes...
Yolda adres sordugum, yine islerini guclerini birakip gitmek istedigim yere kadar benimle birlikte gelen motosiklet suruculeri... Ornekler o kadar fazla ki anlatmakla bitmez.
Rio ya gidip de Corcovado ya cikmayan bir tek ben miyim acaba? Gunduzleri Copacabana, Ipanema, Pao de Acucar, aksamlari Lapa nin samba cenneti eglence yerleri derken Corcovado ya firsat kalmadi; bir dahaki sefere artik : )
Ergul ailesinin Brezilya subesi Angela, Tolga ve Kaan in misafirperverlikleri ve gunun sonunda yagan siddetli yagmur sebebi ile gol olan Rio sokaklarinda motosikletle birlikte yuzerek kaldigim hostele donusum yine unutamayacaklarim arasinda.
Butik otel kavrami herhalde Uruguay dan cikmistir! 3 milyon nufuslu kucuk ulkede hersey o kadar duzenli, temiz ve ozenliki butik ulke diye bir kavram varsa bu tanim Uruguay icindir... Baskent Montevideo buyuk ve gelismis bir sehir ancak sehir disindaki Uruguay bambaska.
Orasi burasi derken neredeyse seyahetin sonuna geldim...
Sansim yaver gitti, fazla cok ugrasmadan Amerika dan satinaldigim Japon mali yol arkadasim Gullu yu Uruguay da Polonya li 60 yasinda bir amcaya satip Colonia dan feribot ile Buenos Aires e geri geldim. Aylardir uzerinde birken camur ve yagi yikayip cikarinca bir baska guzel geldi gozume Gullu... Neredeyse satmaktan vazgececektim.
Gullu gittikten sonra Buenos Aires sokaklarinda elimde kaskim kaliverdim bir basima. Yarin aksam ucakla Mexico City uzerinden Los Angeles a donup bir kac gun de seyahatimin basinda tanistigim cok guzel insanlarla hasret giderdikten sonra Istanbul a donus...
Neredeyse 12 ay... Meksika da birakmak durumunda kaldigim ilk motosikletimle yaptigim yol dahil toplam 45.200km yolculuk, yaklasik 2.100lt benzin, 18 ulke, gunes, sicak, yagmur, soguk, insanlar, guzellikler, unutulmaz anilar...
Buenos Aires den sevgiler... Simdilik hoscakalin!


