HAKUNA MATATA !
Cumartesi, Ekim 28, 2006, 18:17
Zanzibarın Stone Town adında eski dar sokaklarını gezdikten sonra kalacağımız günleri hemen planlamak için bir gezi acentasından tur ayarladık. Kilimanjaro havaalanına uçmak için uçak biletlerimizi de ihmal etmedik. Güneşi batırmak Africa House un terasından şahane. Baharat turu, yemeklerimizde bol tükettiğimiz baharatların nasıl bir bitkiden veya ağaçtan olduğunu görmek, bir ağacın kökünden vicks, gövdesinden de tarçın yapıldığını ve ünlü bir parfümün kokusunun hangi bitkiden geldiğini görmek, sonra rehberin bu karıncalara dikkat edin ısırırlar demesi üzerine makro çekim uğruna ısırılmamız, adını ilk defa duyduğumuz meyveleri ard arda tatmamız ilginçti doğrusu.
Hint okyanusunda Zanzibar adası, eski tarihi binaları, dar sokakları, balık pazarları, tekne yapımları, meyveleri ve plajlarıyla enteresan olan bu ada gerçekten çok canlı.
Stone Town un dar sokaklarıTekne yapım yerleri hala eskisi gibi. Modern delici kesici aletleri yok, gerek de yok. El yordamıyla yapılan bu teknelerin her biri diğerine benzemiyor.

Tekne yapımıKölelerin toplanıp beslenip besili hale getirildiği sonra da pazarda satılmak için kuyusundan iplerle çekildiği mağarayı görmek pek keyifli olmadı. Batılı doğulu, hiristiyan müslüman, siyah beyaz olduğumuzdan değil insan olduğumuzdan utanılacak bir yer!
Un kadar ince beyaz kumu ve palmiye ağaçlarıyla adanın kuzeyindeki Nungwi plajı bir harika. Pansiyonları ve plajıyla hoş bir yer. Yemekleri de leziz.
Burada okyanusun keyfini çıkartırken Aydan, Fatma adındaki genç bir bayana saçını ördürttü. Bu saç ördürme burada bir trend sanki. Gelen her turist Afrikalı bayanların sacları gibi saclarını ördürüyorlar. Gelmişken Aydan ımız da bu trende uydu böylece.
Aydan ve Fatma
Nungwi plajından güneşi batırdıkAkşam, Zanzibar ın meşhur balık pazarında balık yemek başka bir keyif. Kalabalık pazarda, yerli ve yabancının ayak üstünde okyanus balık çeşitlerinden tatmaları adanın başka bir kimliği, kültürü sayılır. Menüde beyaz köpek balığı, barakuda, ahtapot ve kalamar vardı. Ya biz çok acıkmışız ya da balıklar gerçekten lezetliydi. Bayat balıklara dikkat etmek gerekiyor. Burada balığın gözüne filan bakamıyorsunuz çünkü balıklar pişmiş, servise hazır pazarlanıyor. Yapılacak en doğrusu, satışı bol bir tezgahtan yemek ve ertesi günü beklemek. Biz de öyle yaptık ve hepimzin midesi bozulmadığı için de şanslıydık.
Balık pazarıErtesi sabah Prison adasına yelken açtık. Mecazi değil gerçekten yelkenli bir tekneyle. Keyifli bir saatlik yolculuktan sonra maske ve snorkel ile denizin dibindeki mercan adalarını keşfetmeye koyulduk. Denizin içinden çıkası gelmeyen bu adanın adı hoş olmasa da gerçekten cennet bir ada. Bir deniz kaplumbağaları var aman allahım; adam büyüklüğünde! Beyaz kumsalında güneşlenip adanın keyfini çıkartırken dikkat etmeniz gereken şey arasıra havlu ve eşyalarınızı denizden uzaklaştırıp kuru kumsala koymanız. Biz bir ara unutup eşyalarımızın denizde yüzdüğünü gördük. Allahtan kamera vs. ıslanmamıştı. Nedeni gel git olsa gerek.
HAKUNA KUKASİRİKA!
Tanzanya nın kuzeyindeki Arusha kentine uçmak için uçağa yetişmek üzere Prison adasından ayrıldığımızda hepimizi endişelendiren bir olay oldu. Kaptanımız Muhammetten dönüş yolunda motoru çalıştırmasını rica etmiştik yetişelim diye. Tahmin edin noldu? Adadan biraz uzaklaştıktan sonra motor durdu. Muhammet uğraştı bir iki kere motor çalıştı ama sonra yine tık yok. Hani bir tabir vardır; ... gibi okyanusun ortasında kalmak. Aha işte ondan oldu. Hani tamam dünyanın sonu değil, maceracıyız ayrıca severiz böyle durumları, yelkenimiz de var çok şükür. Fakat uçak beklemez ki bizi. Bu arada birkaç kelime öğrendik swahili dilinden. Bir tanesi de Hakuna Kukasirika. Birimiz stres yaparsa diğeri onu sakinleştirmek için Hakuna Kukasirika der. Yani germe ortamı sakin ol manasında. Bu sefer tam kukasirika olduk. Yani stres olduk ve etrafa bağırıp bir şeyler salladık bizi görüp ve duysunlar diye. Birkaç tekne öylece geçti görmeden. Sayısız uğraşılardan sonra bir türlü çalışmak bilmedi motor. Taftan çölünde motosikletimizin karbüratörü tıkansaydı söküp temizlemek elimizden gelirdi evelallah da bu seferki durum farklı. Zamanımız yok şimdi muhtemel boğulmuş motoru sökmeye. Yapacak tek şey yelkenleri açıp öyle yetişmeye çalışmak. Allahtan sonunda bir tekne gördü bizi. Hani filmlerde olur ya. Teknenin burnu birden dönmeye başlar mahsur kalana doğru. Orada verilen mesaj tamamdır bu iş, kaptan gördü ve gelip kurtaracak. Nitekim öyle de oldu. Hemen motoru çalışan tekneye transfer olup hızlı bir şekilde Zanzibar adasına vardık. Savaş, kaptana şapkasını hediye etti. Kenya ve Tanzanya daki bazı insanlar, daha doğrusu işi gücü olmayıp ortalıkta dolaşanlar turist gördüğünde bir şeyler istemeyi çekinmezler. Hatta sorar bana memleketinden ne getirdin diye. Kalem ve dolar iyi bir hediye sayılır. Bizdeki durum farklı, güzel bir hizmet karşısında güzel bir şapka hediye etmek, seve seve. Bu arkadaş görüp bizi almasaydı hava alanına zamanında yetişemezdik.
MANYARA, NGORONGORO VE TARANGİRE
Zanzibar adasında 3 harika gün geçirdikten sonra uçakla geldiğimiz Arusha kentinde bir safari ayarladık kendimize. Selim ilk defa bizimle safariye çıkacaktı. Yeni Canon 30D si ve babasından da aldığı avcılık geniyle patlamaya volkan gibiydi! Eskiden buraları batılıların işgali altındayken safariler gerçek silahlar ile yapılırmış. Günümüzde fotoğraf makinaları ile yapılıyor. Düşünüyorsanız buralara min. 300mm objektifle gelin. Aksi takdirde uzaktaki hayvanları 12den vuramazsınız :) Bizdeki avcılar nasıl ayı, tilki vuruyor ve postunu duvarlara asıyorlarsa eskiden buradaki güya batılılar aslan, fil, leopar, çita vuruyorlarmış. Safari de swahili dilinde sefer etmek anlamında.
Allahtan günümüzde tüm bu güzel yerler koruma altında. Çünkü gerçekten buralar dünya mirası sayılır. Ya da başka değişle dünyamızdaki son yabanıl alanlar. Bahsederken aklınıza çit veya beton ile örülmüş duvarlar ile koruma altına alınmış ve bizdeki hayvanat bahçelerine benzeyen milli parklar gelmesin. Tamamen doğal bir ortam ve hiçbir müdahale yok. Sadece ciplerle kapıdan içeriye girerken milli parkın kapısını görüyorsunuz o kadar. Hayvanlar doğal olarak parkın dışına çıkıp hatta başka bölgelere göç ederken başka parka dahil olabiliyorlar. Bu tür göçler tamamen mevsimsel ve hayvanların isteğine bağlı. Hayvanlar için mutlak özgürlük burası olsa gerek. Yani Afrika! Peki hiç mi yırtıcı hayvan bu koruma altındaki bölgelerden çıkıp insanlara saldırmıyor. Yanıt hayır. Çünkü kendilerini tehdit altında görmüyorlar. Keyifleri yerinde, topraklarına tecavüz eden homosapiens yok. Bunun kötü örneği Hindistanda görülmekte. Önüne geçilmeyen insan populasyonu ve koruma altına alınmayan bölgelerin olmayışı bazı köylülere fil veya kaplan saldırıp insan öldürüyorlar. Nedeni çok açık. Elinden özgürlüğünü aldığınız hayvan saldırır. Bu davranış şekli tüm hayvanlarda hatta beslenme zincirin en üstündeki homosapiensde bile görülür. Özgürlük uğruna tarihte sayısız savaşlar verildi ve halen de veriliyor. Batılı, hayvanların özgürlüğünü daha yeni anladı sayılır. Buraları görünce şehirlerdeki hayvanat bahçelerindeki hayvanların hapisteki insanlardan farklı olmadığını anladık.
Safariye başlamak üzere Land Rover 4x4 ile Arusha dan Mto Wambuya yani yeni kamp alanımıza vardığımızda sırt çantalarımızı odalara bırakıp Manyara gölüne doğru yola koyulduk. Tanzanya daki safariler Kenya dakilere göre daha pahalı nedeni park giriş ücretlerinin yüksek oluşu. Koruma alanına girer girmez değişik bitki örtüsü ve kokusu insanı etkiliyor. Birçok hayvana ev sahipliği yapan bu parkta babun maymunu, ceylan, impala, fil, su aygırı ve bir sürü kuş türü var. Akşam ufak bir kasaba turu yapınca insanlar sizi rahatsız etmiyor. Mto Wambu küçük bir yer ama bayram nedeniyle biraz canlanmış. İnsanlar sokaklarda geziyor, gençleri diskoda eğleniyorlar.
Ngorongoro krateri o kadar büyük ki yukardan resimlemek imkansız . Ancak parça parça resmini çekebiliyorsunuz. Masai insanına heryerde olduğu gibi burada da rastlıyorsunuz, Yabani domuz, deve kuşu, impala, sırtlan, çakal, zebra, antilop, su aygırı, aslan, bufalo, fil, ceylan, bir sürü kuş türü görmek mümkün. Öğle yemeğimizi bir ufak göl kenarında yediğimizde kartal veya bizdeki şahin türü yırtıcı kuşların yemeğimize saldırmaları görülmeye değerdi. Yapılacak tek şey arabanın içinde yemek.
Ertesi gün tarangire milli koruma parkında ilk defa dik dik adında ufak ceylan türü gördük. En ufak ceylan türüymüş. Sanki yavru sanırsınız. Bobo ve akasya ağaçları ve gölleriyle burası cennet bir yer. Filler burayı çok seviyorlar ki çok sayıda görmek mümkün. Yine değişik kertenkele, kuş türü zebra, impala, antilop, babun maymun, yaban domuzu gördük.
KOHERİ AFRİKA !
Son safarimizden sonra rehberimiz Moshi bizi Scandinavia otobüs terminaline bıraktıktan sonra otobüsle Arusha dan Nairobiye geçtik. Afrikadaki son gecemizi havaalanında geçirdikten sonra sabah saat 10:20 Kenya hava yollarıyla hem hüzünlü hem hasret dolu bekleyişlerle Nairobiden Afrikaya veda ettik. Akşam 19:30 da İstanbul a ayak basıp sevdiklerimize kavuştuk. Anlatacak çok şey vardı. Dilimiz döndüğü kadar sizlerle paylaştık. Yine değişmeyen bir cümle var; Anlatılmaz yaşanır diye! Bu Afrika seyahati de böyle geçti. Bakalım bundan sonraki seyahatimiz nereye?
Yollarda görüşmek üzere!
Aydan Özden
Koray Özden
Savaş Balaban
Selim Ak
MOMBASA - ZANZİBAR
Cumartesi, Ekim 28, 2006, 11:20
Mombasa müslümanların yoğun olduğu bir şehir. Kenya nın batısı ile doğusu birbirinden çok farklı. İnsanlar, trafik, yapılar, yollar...Hint Okyanusu kıyısında olması sebebi ile Hint ve Arap kültüründen daha çok etkilenmiş. Camilerin içerisindeki tüm ses dışarıya veriliyor. Orada kaldığımız akşam Kadir Gecesi olduğu için ibadet edenlerin tüm seslerini gece geç vakitlere kadar odalarımızdan takip ettik :) 
Mombasa Şehir içi ulaşımı
Mombasa dan Dar Es Selam a gittmek için Scandinavian otobüslerini tercih etmek istedik ancak 2 günlük tüm yerler satılmış olduğu için Falcon firmasından bilet alabildik. Aradaki farkı soracak olursanız; fiyatı daha düşük, daha kalabalık, ayakta yolcu alıyorlar, hafif kokulu, otobüsleri Matatus ların biraz büyüğü.Lunga Lunga dan Tanzanya ya Horohoro ya geçebilmek hepimizi çok sevindirdi. Artık Tanzanya daydık. Uzun süren ve yorucu bir yolculuk sonrasında gece geç vakitte Dar a varabildik. Büyük şehirlerde Guest House larda yer bulabilmek biraz zor oluyor. Baktığımız 3-4 yerdeki tüm odalar dolu. Sonunda odadaki televizyonların demir kafeslere kilitlendiği temiz sayılabilecek, sineklikleri olan bir otel bulabildik. Kısa ve hızlı bir akşam yemeği ve uyku.

Dar Es Selam daki otel odamız!
Ertesi gün Dar dan Zanzibar a geçmek için en erken feribota yetişmemiz gerekiyordu. Feribot iskelesine erkenden vardık ancak büyük bir karmaşa ile karşılaştık. Gişelerin önleri tıklım tıklım. Sıraya girip biraz mücadele ettikten sonra bu şekilde bilet alamayacağımıza karar verip $5 er fazla verip karaborsacılardan bilet almaya karar verdik. Toplam $120 I pek de sevimli görünmeyen esmer arkadaşımıza verdikten sonra heyecanla beklemeye başladık.biletletlerimizi alabilecek miyiz yada paramızı geri alabilme şansımız olur mu? Yaklaşık 10 dakika süren heyecanlı bekleyişten sonra beyaz dişleri parlayan esmer tenli adam kocaman gülücüklerle elinde 3 biletle geldi. Biletlerin orijinal olup olmadığını, koltuk numaralarını kontrol edip feribota geçtik. Hint Okyanusunda yaklaşık 1,5 2 saatlik bir yolculuktan sonra Zanzibar a ulaştık.

Torbalar feribot ücretine dahil; deniz tutabilir!
Köle ticaretinin yapıldığı yıllarda kölelerin tüm Dünya ya gönderildiği liman olarak ün yapmış Zanzibar tek kelime ile bir cennet! Anlatmak gerçekten güç, fotoğraflara bakmanızı öneririm.
Selim Zanzibar havaalanından vize ile ilgili hiç bir pürüzle karşılaşmadan giriş yapmış, telefonu "Hakuna matata" (Problem yok) diye açtı. Florida Guest House da bulabildiğimiz 3 yataklı tek odada konaklamaya karar verdik. Burada geçireceğimiz zamanı iyi değerlendirebilmek için hemen program yapmamız gerekiyordu ancak ilk önce Zanzibar da buluşmamızın şerefine güzel bir yemek ısmarladık kendimize.

Yemekten önce Selim in yeni makinasını incelemeye aldık!
MZUNGU - BEYAZ INSAN
Perşembe, Ekim 19, 2006, 16:12
Kenya daki siyah cocuklar beyaz insanlari gorunce korkuyorlar :) Inanmayacaksiniz ama gercekten boyle. Bu fotograf 1 sise gazoz ve 3 sekerden sonra!

Ozden cifti Kaan in hasretini gidermek icin arayis icinde:)
Nakuru daki 7 yildizli (!) otelimizdeki ilk gecemizden sonra sabah erkenden kalkip sofor-rehberimiz Wancou ile birlikte Rift Valley de kuzeye dogru cikmaya basladik. Narok ve Nairobi ile karsilastirildiginda cok daha nezih ve sakin yerler. insanlari, trafigi, sokaklari...herseyi cok farkli. Sicak su kaynaklari ve flamingolari ile unlu Bogoria golune ve sonrasinda daha kuzeyde yer alan Baringo golune gittik. Wancou dan aldigimiz bilgilere gore Masai lerin bir kismi uzun sureler once buraya goc etmis. Yalniz yasamayi tercih ettiklerinden Baringo golunun ortasindaki adaya yerlesmisler. Buradaki Masailer daha sonra balikcilik yaparak yasamlarini surdurmusler.

Balikci Masai
Icinde timsahlarin oldugunu bildiginiz ve gordugunuz golun icinde kayikla gezmek cok farkli bir duygu. Insan dusunmeden yapamiyor; `ya kayiga birsey olur da suya dusersem` diye. Kayikcimizin soyledigine gore timsahlar insan eti sevmezmis ama beyaz insanin etini sevebilirlermis :)
Kuzeye dogru ilerlerken ekvator cizgisi olarak isaretlenmis bir yerde durduk. Meshur su girdabi yonlerini test ettik. Inanmasi guc ama gercekten de ekvatorun kuzeyinde su girdabi saat yonunde, guneyinde saat yonunun tersinde olusuyor. Tam cizginin uzeride ise suda herhangi bir hareket olmuyor. Bu deney icin yanimizda getirdigimiz kirmizi hunimizi otelimizde unuttugumuz icin kullanamadik :)

Sofor-Rehberimiz Wancou ile Ekvator cizgisinde
7 yildizli otemizdeki ikinci gecemizden sonra yine sabah erken saatlerde yola ciktik. Nakuru golu milli parkinda bizi misafir edenler arasinda flamingolar, gergedanlar, zebralar ve ne yazik ki bizim goremedigimiz ama hemen yanimizdaki grubun gordugu bir leopar!

7 Yildizli Waterbuck Otel girisi
Ogle yemegimizi Naivasha da yiyip Nairobi ye dogru yol alirken konustugumuz konu `simdi buralarda motosikletlerimizle yolda olmak vardi` anasini satiyim! Bir sarkimiz var ya `simdi Istanbul da olmak vardi anasini satiyim` diye, ondan esinlenerek :)
Yine Wancou nun soyledigine gore, trafik daha oncelerde cok kotuymus; kimse kurallara uymaz, cok sIk ve buyuk trafik kazalari olurmus. Son donemlerde devletin konuya onem verip aldigi tedbirleri kararlilikla uygulamaya ve uygulatmaya baslamasi ile hersey cok daha iyi olmaya baslamis. Abartmadan soyleyebiliriz ki trafik ulkemizden cok daha iyi. Hatali sollama yok gibi birsey, sehirler arasi yollarda hiz limiti 80km/saat ve uygulaniyor. Matatu lar bile ayakta yada fazla yolcu almiyor, kamyonlar asiri yuklenmemiz ve hepsinin ustu kapatilmis, cok nadir korna sesi duyuyorsunuz, suruculer oldukca sabirli ve anlayisli. neyse uzatmayalim. Trafigin kotu oldugu zamanlarda bisiklet ve motosiklet suruculeri de olur yada yaralanirmis. Bu sebeple insanlar motosiklet kullanmaktan cekinir olmus. Trafikgin iyilesmesi ile birlikte motosikleti ulasim araci olarak tercih edenler artmaya baslasa da gozle gorunur bir motosikler trafigi yok ulkede. Sadece Nakuru merkezinde cok sayida bisiklet oldugunu soyleyebiliriz. Ama yine de Amsterdam gibi degil :)

Kenya li motosiklet tutkunlari
16:30 sularinda Nairobi ye vardik. Planet Safari nin ofisinde Mombasa otobusumuz kalkana kadar ne yapalim diye dusunurken Isabella cikageldi (Dunya kucuk, Kenya daha da kucuk). Lonely Planet gezi rehberimizde sehrin en guzel kahvesinin icilecegi yeri bulup hemen disari ciktik (Nairobi cok guvenli bir sehir degil, hava karardiktan sonra sehrin en islek sokaklarinda yurumek bile onerilmiyor, her kapida en az 5 tane kilit var. Sirt cantalarimizi ofiste birakip kahvelerimizi icip kendimize geldik.
Aksam 20:00 de hareket eden otobusumuzle Persembe sabah 04:00 de Mombasa ya vardik. Algida secicilik yine kendini gosterdi! Koray yol boyunca uyumak yerine otobusu incelemeyi tercih etti: `bu otobusun motoru neden onde?, 2000li yillarda otobuslerde hala saft kullaniliyor mu? Molalarda otobuslerin motorlarini neden durdurmuyorlar? Binek araclarda neden kati aks kullaniliyor (o da ne demekse:) ? Bu arada otobuslerin ne marka oldugunu anlamak da oldukca guc bir yani Nissan bir yani Scania Zaman kaybetmeden Tanzanya ya gecip Dar Es Selam a varmak istiyorduk, sabah 08:00 de kalkan otobusumuzun 17:00 de Dar a varmasi planlaniyordu. Herhalde varmistir ama biz hala Mombasa sehir merkezindeyiz!
Yola cikmadan once yaptigimiz arastirmalarda hem Kenya hem de Tanzanya vizelerini ulkeye giris sirasinda alabilecegimizi ogrenmistik. Kenya girisinde herhangi bir sorunla karsilasmadan $50 karsiliginda vizelerimizi kolaylikla alabilmistik. Bu sabah Mombasa dan cikip Dar Es Selam a ulasmak icin bindigimiz otobusle 2 saat sonra Kenya siniri olan Lunga Lunga ya vardik. Cikis islemlerimizi tamamlayip Tanzanya ya giris vizemizi almak uzere Horohoro gumrugunde otobusten tekrar indik ancak bir daha binemedik! Vize islemlerini yapan Tanzanyali bayan memur duvara yapistirdigi daktilo ile yazilmis listenin altina daha sonra elle yazilmis `Turkey` I gosterip durdu. Turkiye vatandaslari vizelerini onceden basvurarak almak zorundaymis. Hic bir sekilde sinir kapilarindan vize verilemiyormus. Vize Tanzanya konsolosluklarindan 10-15 gun icerisinde cikarilabilirmis Doktugumuz dillerin hic biri ise yaramadi, otobusten sirt cantalarimizi alip ortada kaliverdik. Memurun soylediklerini cok net duyup anlamistik ama kabul etmek istemiyorduk. 2 ser fotograf, $50 ser vize ucreti ile 30 dakika icerisinde vizelerimizi alabilmeyi umid ediyorduk. Aci gercegi kabul etmek icin 2-3 dakika birbirimizin yuzune bakmak yeterli oldu. Icinde bulundugumuz durumun gercekligini kabul edip zaman kaybetmeden ne yapmamiz gerektigine karar verdik ve hemen yakinimizdaki Matatu (dolmus) ile Mombasaya dogru yola ciktik. Sicak, tiklim tiklim bir minibus, yapilan telefon gorusmeleri uykusuzlugumuzu ve yorgunlugumuzu bezginlige cevirdi. Cuma gunu Kenyatta Day sebebi ile tum Kenya da resmi tatil vardi, bir sonraki hafta da Persembe ye kadar Ramazan bayrami tatili. Gezi rehberimizde 14:00 da kapandigi yazan konsolsluga varip vizelerimiz alabilmak icin sadece dakikalarimiz kalmisti. Yanan kirmizi isiklar, is olsun diye Matatus u durdurup biz beyaz insanlara kimlik soran polisler, sehir merkezine vardigimizda karsilastigimiz yogun trafik ve cebimizde olmayan Kenya Silingleri!
Mombasa da cok sIk bir binanin 12. katinda Tanzanya konsoloslugu ve saat 15:00 a kadar acik. 5-6 kisilik kucuk bir ofis. Fazla uzatmayalim ama saniyeler icinde bir sicak sular bir soguk sular dokulup durdu basimizdan asagi. Sonuc: 17 dakika icerisinde $50 ser dolar vize harci odeyerek imkansizi basardik ve tekrar Zanzibar in kumsallarini gozumuzde canlandirmaya basladik. Iyi bir odulu hak etmistik, Blue Room da guzel bir ziyafet cektik. Selim, Arzu da buradaydi ama sen kacirdin, Cumartesi aksamina artik!
Mzungu : Svahili dilinde beyaz insana verilen isim. Hani biz siyah tenlilere Zenci diyoruz ya onun gibi. Svahili dilinde amaci olmadan saskin saskin etrafta dolanan, sarhos- sersem anlamina gelen bir kelimeden turemis.
Tanzanya Yollari Bizi Bekler! Bu sefer daha hazirlikli ve kararliyiz, siniri asacagiz!

________________________________________
KENYA`DAN JAMBO!
Pazartesi, Ekim 16, 2006, 20:18
Bizi Nairobi ye getirecek olan Kenya Havayollarina ait ucagimiz 19:45 yerine 20:45 de havalandi Yesilkoy havalimanindan. 22:45 de Kahire'ye indik. Neden indigimizi bilmiyorduk ama yaklasik 1 saat icerisinde, Istanbul dan binen tum yolcular kabinde beklerken kabin personeli ve pilotlar ucaktan indi, temizlik gorevlileri ucaga girip sanki biz yokmusuz gibi etrafi temizlemeye basladilar. Daha sonra yeni yolcularla tum bos koltuklar doldu ve tekrar havalandik. Sabah saat 5'de Nairobi'ye varmis olduk. Haftanin yorgunlugu ve uykusuzluk bizi sarhosa cevirmisti. Ucakta tanistigimiz `yalniz gezgin Okan` ile birlikte ayilmak icin ictigimiz kahveden sonra kendimizi Planet Safari ofisinde bulduk. Naomi ile birlikde 5 gunluk safari programimizi yaparak Nairobi merkezine dogru yola ciktik. Dikkat Kenya da da trafik soldan akiyor! 
Planet Safari den Naomi!
5 gunluk Safari turu icin bizden aldigi $1.200 sayarken :)
Hic zaman kaybetmeden safariye cikabilmenin heyecani ile kahvaltimizi yaparak Masai Mara ya dogru yola ciktik. 300km lik yolu 7 saatte aldik. Kampimiza yerlesip ayagimizin dozu ile milli park alanina girerek ilk safari tutumuzu attik.

Masai Mara da kaldigimiz kamptaki komsularimiz!
Kampta tanistigimiz Italyan bir cift ve Etopya da hemsirelik yapan Fransiz Isabella ile 2 gun boyunca daha once belgesellerde gordugumuz hayvanlari dogal ortamlarinda gormenin heyecanini yasadik. Masai Mara milli parkinda gecen 3 gunun sonunda Pazartesi ogle saatlerinde Narok, Naivasa uzerinden 380km lik bir yolu 6,5 saatte alarak Nakuru ya vardik.

Masai Mara - Nakuru yolu!
Nakuru daki 3 yildizli otelimiz Waterback, 2 gece kamptan sonra bize 7 yildizli gibi geldi!
Buradan ekvatorun kuzeyine gecerek, Baringo golunde flamingolari gorecegiz, daha sonra tekrar Nakuru ya donup Hint Okyanusu kenarindaki Mombasa ya varmak uzere Nairobiye donecegiz.
Bu arada burada tam bir yaz havasi hakim, gun icerisinde sicaklik 30 derece civarinda. Bir de merak edenler icin Jambo - Swahili dilinde merhaba demek.
Fotograflar icin Yol Fotograflari ndaki Kenya klasorune bakabilirsiniz.
Yerdeki yaprağı gemi zanneden karınca bağırdı 'Yola çıkıyoruz, belki dönmeyiz!' Necmi Toraman'dan
Cuma, Ekim 13, 2006, 10:09
Yanımıza alabildiklerimiz!
Önceki Sonraki


