YOL BİZİ BEKLER DEDİK VE KATMANDU YA VARDIK
Cuma, Ekim 7, 2005, 14:48
Yıllarca hayalini kurduk, konuştuk, araştırdık, planlar yaptık, çalıştık, hazırlandık ve Katmandu ya ulaşmak için 17 Eylül Cumartesi sabahı yola çıktık. 20 günde 8.725km yol yaparak Turkiye, Iran, Pakistan ve Hindistan´ı geçerek 6 Ekim Perşembe akşamı bayrağı dikdörtgen olmayan Dünya nın tek ülkesi Nepal in başkenti Katmandu´ya vardık!


Kolay olmadı. Yorulduk, uykusuz kaldık, ÇOK terledik, toz yuttuk, özledik, aksilikler ve heyecanlar yaşadık, kötü kokular tanıdık, biskuvi ve meyve ile sabah kahvaltısı yapıp patates cipsi ve gazozla akşam yemeği yedik, sabah karanlığında yola çıkıp akşam geç vakitlere kadar yolumuza devam ettik. Ellerimiz nasır tuttu, kulaklarımız kulak tıpalarını istemedi, bileklerimiz ağrıdı, kalçalarımız neredeyse yara oldu sele üstünde oturmaktan... Olumsuzlukların yanında çok güzel anlar da yaşadık. Güzel insanlar tanıdık, güzel yerler gördük, farklı deneyimler edindik hayata dair küçük yada büyük, yaşamlarımızın ve yaşamlarımızdakilerin değerini hissettik biraz daha derinden. Bakışlar tanıdık; ümitli, meraklı, anlamlı, sevgi dolu...

İlk Taner Eraslan dan duymuştum 'Önemli olan varmak değil yolda olmaktır'. Bunca yolu neden uçakla değil de motosikletlerimizle geldiğimizi en iyi açıklayabilecek cümle sanırım bu. Sevdiğimiz arkadaşlarımızla sohbetlerimizde soranlar olmuştu bunu, hatta sevgili Edip Eryüz söz vermişti farklı renklerde en az 10 tane T-Shirt yapacağına bizim için; üüzerinde 'Katmandu ya uçak yoktu motosikletle gittim' yazacak.

Yola çıkıp ulaşmanın keyfi bambaşka. Susayıp su içmek, acıkıp yemek yemek, özleyip kavuşmak, calışıp kazanmak, sabredip almak, bekleyip görmek, mücadele edip elde etmek gibi. Birkaç saatlik sorunsuz ve rahat bir uçak yolculugu ile de gelinebilirdi buraya, ama şimdi hissettiklerimizi hissedebilir, gördüklerimizi görebilir, düşündüklerimizi düşünür müydük? Bu kadar anlamlı olur muydu bizim için Dünya nın çatısını görmek (henüz görmüş değiliz Everest i, Çarşamba sabahı 06:30 da bineceğimiz uçak ile hava açık olursa etrafında küçük bir tur atabileceğiz).



Kemal Merkit ile bir sohbetimizde bahsetmişti, farklı kelimelerle bir gezi rehberinde de benzer birşeyler okumuştum sizlerle de paylaşmak istiyorum. Dünya en iyi yürüyerek, daha sonra bisikletle, onu da yapamıyorsanız motosikletle gezilebilir. Otomobille, kamyonla, otobüsle yada uçak ile de bir yerden bir yere ulaşabilirsiniz ama çok şey kaçırırsınız; kokuları, sesleri, iklim farklılıklarını, çocukları... Aradaki farkı bilenler zaten biliyor söyleyecek birşey yok ama henüz iki tekerleklilerle gezmenin tadını almamış olanlara daha fazla zaman kaybetmemelerini öneriyoruz.
Bu arada sevdiklerimize bir an önce kavuşmak icin can atmıyor değiliz ama Nepal de 5-6 günde tadına varilacak bir ülke değil!


Delhi den Namaste (Merhaba) (02.10.05),
Cuma, Ekim 7, 2005, 14:29
Bugün Hindistandaki 3.günümüz. İlk iki günü Amritsar da geçirdik. Adı Bhandaris Guesthouse olan bu temiz ve sessiz yeri o kadar sevdik ki bir gün daha kalmaya karar verdik. İyiki kalmışız, hem dinlenmiş olduk hem de Amritsar i doya doya gezme fırsatı bulduk. Rickshaw tuttuk. Yani bisikletli taksi. Tüm gün bizimle beraberdi. Yemek yediğimizde, internet kafedeyken veya herhangi bir yeri gezdigimizde bile bizi bekliyordu Rickshawimiz. Saati 30 Rupi. Bu arada 1 Dollar 43.5 Rupi. Suyun 1lt si 10 Rupi, benzin 47, 1 muz 2 Rupi.

Altın tapınak muhteşemdi! Kesinlikle görülmesi gereken yerlerden bir tanesi. Sihlerin kutsal mekanı olan bu yer huzur dolu. Etrafta çalan ilahi bir müzik ve ibadet veya ziyaret etmek için gelmiş yüzlerce insan ile çok mistik bir havası var buranın. Zamanında Hindistan ın özgürlüğü için toplanmış silahsız topluluğa ateş eden Ingilizler 2000 masum insanı öldürmüşler. Unutulmaması için olayın yaşandığı yeri park haline çevirmişler. Burayı da gördükten sonra çarşı ve genel olarak Amritsar şehrini dolaştık.

Amritsardan sonra Delhi ye devam ettik. Delhinin sokaklarını da Rickshaw ile gezdik. Baskent havası yok. Sıradan bir şehir. Yalnız büyük şehir olduğu kesin. Akşam hotelimizi zor bulduk.

Hindistan Sınır Kapısındaki Olay

Benim Gurbulak yani İran sınırındaki olayın aynısı bu sefer Hindistan sınır kapısında da oldu. Bu sefer Savaş ın motor no.su yanlış çıktı. Ruhsat daki motor no.sunda 1 nolu rakam fazla yazılmış dolayısıyla triptik de yanlış. Hayret edilecek birşey! Binde kaçtır Katmandu yolculuğunda her iki motosikletlerin evraklarındaki bu yanlışlıkların çıkması? Yoldaki sorunlarla boğuşmamız; aşırı sıcaklık, toz, kir ve trafik yetmiyormuş gibi bu tür evrak sorunlarımız da var. Allahtan hintli yetkililer bir sorun yaratmadı ve bize ülkeye giriş izni verdiler. Savaş ın surat ifadesini unutamıyorum. Derin bir ohh çektik ve ruhsattaki yanlışı yapan her kimse onun kulaklarını çınlattık! Savaş in bana Gurbulakta ki; herkes bu konuda dikkat etsin ben özellikle kontrol ettim demesi geldi aklima :) - KO

DİLLERE DESTAN HİNDİSTAN
Pazartesi, Ekim 3, 2005, 18:39
Erkin KORAY´ın albümlerinden birinde şöyle birkaç satır vardı 'illaki' parcası sanırım...

'biz hikayemizi anlatmaya kalksak zamanın beyni durur denizler kurur....
en hızlı durumlara başlamadan önce birbirimize şöyle bir bakıp...
e bu mendili icad edene.....'

burada herkes arabalardan kamyonlardan ve otobüslerden sarkıip tükürüyor yada kusuyor : ( sıcak olmasına rağmen kasklarımızın vizörleri kapalı seyahet etmek zorunda kalıyoruz : )

Şimdilik sadece bir kaç fotoğraf daha yükleyebildi!

Agra dan sevgiler selamlar

Bu arada biz de merakla ziyaretci defterini okuyoruz. Herkese teşekkürler

DİĞER YOLDAŞLAR
Cumartesi, Ekim 1, 2005, 09:08
Yollarda birkaç motosikletçi, bisikletçi, ve yayan yoldaşlar gördük durduk. İlk gördüklerimiz Igdırdaki bisikletcilerdi. Sonra İran yollarında bisikletçi bir gurup daha gördük. İranın Lut çölünde Alman Honda Transalp lı bir motosikletçiye rastladık. Daha sonra iki İtalyan motosikletçi daha gördük. Pakistan Karachiden giriş yapmışlar ve ülkelerine doğru gidiyorlardı. Birinde Bmw R80 diğerinde Yamaha XT vardı. Bamda 60 yaşındaki bir bayan Avustralyalı bir motosikletçinin izine rastladık. Adı Linda ve dunyayı dolaşmaya çıkmış. Akbar Guest House daki Akbar bey anlatmıştı bize, hepimiz hayret ettik. Daha sonra Pakistan sınırında bir yaya Alman bayan gördük. Yol arkadaşı sırt çantası. Ne cesaret tek başına buralarda! O da Katmanduya doğru yola çıkmış. Polis kontrol noktalarında ve sınır geçişlerindeki kayıt defterlerindeki tüm dünya ülkelerinden de olduğu gibi Türkiye den de gezginlerin isimlerine rastladik.

Lut çölünde rastladığımız adı Ingo olan Alman motosikletçiyle biraz sohbet ettik. 5-6 yıllık dünya turuna çıkmış! Evet yanlış duymadınız. Kısaca düşündüğü rotayı anlattı. Ingo da bizim gibi Hac : ) yolunda Katmanduya gidiyormuş. Oradan Hindistana tekrar geri dönüp 6 ay burada kaldıktan sonra Vietnam, Kambocya, Lahos a. Malezyaya geçip tekrar Vietnam üzerinden Çin. Çin´de daha önce iş gereği bulunduğu için giriş izni işi kolay oluyormuş. Mesleği ahşap işleme sanatcısı olan bu adama çinliler tekrar bir yılıgına ders vermesi için teklifte bulunmuşlar. 20-30 bin dolar para kazanıp buradan 1 yıl sonra turuna devam edip Güney Kore üzerinden Japonya ya geçmeye düşünüyor. Burada Honda motosiklet fabrikasında bedava motosikletin full bakımını yaparlar düşüncesinde. Japonyadan Mogolistana ve buradan tekrar Çin üzerinden Hong Kong a. Gemiyle Avustralya. Burada 1 yıl kalıp bulabiliyorsa iş bulmaya çalışacak. 1 yılın ardından Güney Amerikaya. Burada 2 yıl kaldıktan sonra Afrikaya geçip oradan da ülkesine dönüp turunu tamamlamak istiyor. Ingo nun www.ingoweltweit.de adında site adresi varmış. 18 yaşında kızı olan ve eşinden ayrılmış bu adam bize çok ilginç geldi doğrusu. Acelem yok diyor temposu 90-100 km/saat arasıymış. Dinlenmek için sesiz sakin yerleri tercih edermiş. Genelde çadır da kalıyor. Lut çölünde ertesi sabah çadırın altında 5 tane akrep çıkmış! Hollandalı bir çiftten bahsetti onlar da Honda Africa Twin motosikleti ile ülkelerinden yola çıkmışlar. Ingo ile görüşdüğümüzde şu an Turkiyede olduklarını söyledi.

Hindistan Amritsar a kadar karşılaştığımız ve duyduğumuz gezginler bunlar. Kimbilir daha kimlerle karşılaşacagız :) - KO





Multan a kadar Pakistan
Perşembe, Eylül 29, 2005, 08:25

Sevdiğimiz yolda sevdiklerimizden ayrı doğuya doğru yolculuğumuza devam ediyoruz!
İran sınır kapısı Mirjayev den Pakistan sınır kapısı Taftan a geçmemiz iki buçuk saati buldu. Taftan dan sonra ilk konaklanabilecek yer Quetta ya varamayacağımız için Taftan daki tek otelde konaklamak zorunda kaldık. İlk 5000km yi geride bıraktığımızdan motosikletlerimizin bakımlarını yapıp sabah 06:00 da yol çıkmak üzere yorgunluktan kendimizi yataklarımıza zor attık.

Taftan çölünü geçerken İran ın Lut ve Kevir çöllerini geçerkenki kadar şanslı değildik; çölde rüzgar esince işler biraz karışıyor, havada uçan kum yerdeki kadar masum durmuyor ve sürüşümüzü zorlaştırıyor. Dalbandin e kadar kum fırtınası haricinde herşey oldukça iyiydi; yol geniş ve zemin temiz, trafik yok. Dalbandin e varınca ilk şokumuzu yaşadık. Burası üzerinde bizim de yaşadığımız Dünya gezegeninde ve 2005 yılında mı anlayamadık! Yıldız Savaşları filminde bir sahne vardır, bir kasaba görüntüsü, ona çok benzer bir sahne ile karşılaştık ama bu gerçekti. Bir yol düşünün sağında solunda derme çatma tek katlı nadiren iki katlı yapılar, keçiler, köpekler, inekler, eşekler dolaşıyor yol kenarında ve üstünde. Kiminin başı boş kimini bir çocuk tutmuş çekiştiriyor kimi yaşlı bir adamı sürüklüyor neredeyse. Bisiletlerde, 70 125cc motosikletlerde insanlar bir yerlere gitmeye çalışıyor. Toz, Pakistan ın kendine has hala alışamadığımız kokusu, sıcak ve korna sesleri. Bir sürü dükkan var sağda solda. Kiminin ne iş yaptığını anlamak oldukça zor bizim için, en tanıdık gelen gıda malzemesi satan yerler. En çok dikkatimizi çeken ortalıkta hemen hemen hiç kadın yok. Orta yaşlardaki ve yaşlı insanların pek çoğu uyuşmuş dolanıyor etrafta (daha sonra mola verdiğimiz bir yerde iyi ingilizce konuşan bir genç ile yaptığımız sohbette bölge halkının %80 ninin uyuştucu kullandığını öğrendik), bu arada alkollü içecek satılmıyor buralarda;yasak! Fotoğraflara bakarak yada videolarını izleyerek bu ortamı hissetmek imkansız. Kendi gözünüzle görmeli, koklamalı ve resmedilemeyen toz ve sıcak ile birlikte yaşamalısınız ki nasıl bir şok yaşadığımızı anlayabilesiniz. Dalbandin den sonra Quetta ya kadar oldukça yorucu bir yolculuğa devam ettik. Yol nerdeyse sadece tek aracın geçebileceği kadar dar ve zemin bozuk. Karşıdan bir araç geldiğinde araçlar durup birbirine yol vermek zorunda. Önünüzde giden bir aracı geçmek için yolun dışına çıkmanız gerekiyor. Quetta ya vardığımızda hava kararmak üzereydi. Dalbandin den biraz daha iyi ama benzer bir karmaşa devam ediyor. Taftan da kaldığımız otelin temizlik standartları daha önce yaşadıkarımızdan biraz farklı olunca Quetta da şehrin en iyi otelini bulduk. Aman Allahım! Bunca yokluk, pislik ve karmaşa içerisinde 5 yıldızlı bir otel ve inanmayacaksınız Pakistan lı insanlarla dolu. Gecelik konaklama bedeli iki kişilik bir oda için $150. Bütçemize biraz daha uygun bir başka otel bulmak çok zamanımızı almadı. Şaşkın şaşkın bu lüks otelin bahçesinde birbirimize bakakalmışken otelin konuklarından biri özel şöförünü bize daha uygun bir otel göstermesi için görevlendirdi ve bir tam günde bulamayacağımız yere 10 dakika içinde ulaştık. Aslında anlatılacak çok ama gerçekten çok şey var ama kelimelerle ve bir kaç kuru fotoğrafla hissettiklerimizi ve yaşadıklarımızı anlatmak mümkün olmadığı için çok çabalamıyoruz : ) Fikret Kızılok undu galiba bir şarkısı var Nedir normal? diye. O şarkıyı mırıldanıp duruyorum kendi kendime bu yerleri gezerken. Buradaki insanlar için tüm bunlar normal, onlar için karmaşık ve pis olan birşey yok sadece biz farklı algılıyoruz tüm bu yaşadıklarımızı...

Bam da Akbar Guest House da ilk izine rastladığımız Linda nın geçiş kayıtlarına yolda polis kontrol noktalarındaki defterlerde yine rastladık hatta bir ara 3 saat kadar yaklaştık bile ama bir türlü görüşemedik. Linda 60 yaşında Avustralyalı, motosikleti ile tek başına dünyayı dolaşmaya çıkmış bir çıtır! En az bizim kadar iyi sürüyor olmalı ki bir türlü yetişemedik ve Jacobabad dan sonra izini kaybettik. Hürrem Hanım bu satırları okuyorsanız Linda yı biraz düşünmenizi öneririm. Siz daha gençsiniz ve hiç birşey için hiç bir zaman geç değil! Sadece lafını etmiyor ve gerçekten istiyorsanız çok kolay yapabilirsiniz. Sezen Aksu nun çok sevdiğim şu şarkısındaki gibi Yola çıkmalı, yola çıkmalı, yola çıkmalı hemen!

Jacobabad da çarşı yı gezmek için tam yola koyulacaktık otel görevlisi beklememizi söyledi. Polis eşliğinde gezecekmişiz. Biraz garipsedik çünkü Pakistanlı lar bize çok dost canlısı, meraklı ama bunaltmadan ve yapışmadan sevimli insanlar olarak gelmişti. Böyle insanlardan bize zarar gelebileyeceğini hiç düşünmedik. Biri silahli iki polis korumamızla çarşıyı ve sokakları gezmeye başladık. Bol bol resim çektik. İnanılmaz bir duygu içersindeydik.

Ertesi sabah Multan yoluna koyulacaktık ki yine bekleyip polisleri beklemizi söylediler. Polis eşliğinde kasabadan çıktık fakat bizi hala bırakmadılar. 20 km sonra artık dayanamadık ve gazladık. Hop filan demeye kalmadan onlar da Pickuplarıyla bize yetişmeye çalıştılar. Baktık ilerde bir polis aracı daha bizi bekliyor. Yolumuzu kestiler ve bize eşlik etmeleri güvenliğimiz için gerekliymiş dediler. 400 km lik mesafeyi polis eşliğinde, ekiplerin her defasında değişmesiyle, tozlu, bozuk yollarda ve bunaltıcı sıcaklıkta Multan a ulaştık. Yorgun ve bitkin biçimde otele yerleştik. Temizlenip kendimize geldikten sonra akşam yemeği için resepsiyona sorduk. Otelin yemeği olduğunu söylediler fakat biz dışarda yemek istedik. Pizza Hut var dediler. Hemen taksiye atlayıp gittik. Çocuk gibi sevindik Pizza Hut ı görünce çünkü günlerdir doğru dürüst birşey girmemişti midelerimize. Tıka basa şiştikten sonra otele geri döndük. Yorgun bedenlerimizi dinlendirmek için erken uyumak istedik fakat hava kanallarından gelen diğer odaların eğlence seslerinden dolayı doğru dürüst uyuyamadık.




Önceki Sonraki